Ergenlerde Ekran Kullanımı: Ebeveynlere Öneriler

Ergenlerde Telefon ve Ekran Kullanımı

“Çok yoruldum artık. Biz çocuğumuzla çok ilgilendik, öyle ilgisiz bir anne baba da değiliz. İnanır mısınız, üç yaşına kadar ekrana bakmadı bu çocuk. Şimdi ekranı kapatınca neredeyse üzerime yürüyecek. Geçen gün babası öfkeden modemi fırlatıp attı. Dersler kötü. Çocuğuma ulaşamıyorum. O kadar üzgünüm ki.”

Ekran kullanımı, ailelerle ergenlerin uzlaşmakta en çok zorlandığı konulardan biri. Anne babalar bana çoğu zaman bu cümlelere benzer cümlelerle geliyor. Bu yazıyı, bu yorgunluğu yaşayan anne babalar için yazıyorum. Gençlerin kendisine yazdığım ayrı bir yazı da var.

Konuya şema terapi bakış açısıyla bakmaya çalışacağım ve iki soruyla başlamak istiyorum: Bir genç için ekran ne ifade ediyor? Peki çocuğunuzun ekrana bakması, ebeveyn olarak sizin için ne ifade ediyor?

Ergen İçin Ekran Ne Anlama Geliyor?

Gençlerle seansta ekran üzerine konuşurken önce hangi ekranı kastettiğimizi netleştirmek çok önemli. Çünkü oyun konsolu, telefon ve bilgisayar genç için aynı şeyi ifade etmiyor.

Tek başına oynanan oyunlar. Konsolda tek başına oynanan, görev tamamlamaya dayalı oyunlar genç için sosyalleşmekten çok zihnini dağıtmak, zorlayıcı bir görevi bitirmek ve bunun getirdiği başarı, haz ve heyecan duygusunu yaşamak anlamına geliyor. Bazı gençler bu oyunları, grup halinde oynanan online oyunlardan uzaklaşmak için bir ara basamak olarak kullanıyor. Online oyunda takım arkadaşlarına karşı bir sorumluluk var; oyunun ortasında çıkmak, takımı yarı yolda bırakmak demek. Tek kişilik oyunda ise genç istediği an bırakabiliyor.

“Sırf ailemi kırmamak için, bağımlı olmadığımı kanıtlamak için online’dan ayrıldım. Artık tek kişilik oynuyorum. Online’da takım arkadaşlarına karşı sorumlusun, ‘hadi’ dendiğinde çıkamıyorsun. Ama annemler bunun farkında bile değil. Her gün arkadaşlarımı reddediyorum, yaptığım fedakârlığın farkında bile değiller. Bu nasıl iş ya?”

Telefon ve bilgisayar. Telefon ve bilgisayar ise her şeyden önce bir sosyalleşme aracı. Arkadaşlıklar büyük ölçüde mesajlaşma grupları ve sosyal medya üzerinden sürüyor, bu yüzden telefondan uzak kalmak genç için gruptan dışarıda kalmak demek olabiliyor. Aynı zamanda genç burada kendine bir kimlik kuruyor, neyi sevdiğini keşfediyor. Telefon, ebeveyn denetiminin dışında kalan ilk özel alanlarından biri. Kimle konuştuğu, ne izlediği ona ait. Bu alana izinsiz girilmesi, sınırlarının çiğnenmesi gibi yaşanabiliyor. Bu, telefonun tamamen gence bırakılması gerektiği anlamına gelmiyor. Yaşına göre ebeveynin bilgi sahibi olması ve sınır koyması hâlâ gerekli; önemli olan bunu gizlice değil, açıkça ve gençle konuşarak yapmak.

Telefonun bir de karanlık yüzü var. Bunların en sık karşılaşılanı akranlar arasındaki zorbalık: sınıf gruplarında linç, gruptan dışlanma, gencin fotoğrafları ya da yazışmalarıyla alay edilmesi. Gençler bunları çoğu zaman ailelerine anlatmıyor. Bazen yaşadığının siber zorbalık olduğunu düşünmüyor. Bazen ailesinin çok kızacağından, telefonunu alacağından korkuyor ya da çok utanıyor; ailesine çaktırmadan arkadaşlarıyla plan yapıp kendi halletmeye çalışıyor. Bazen de aile durumu biliyor ama genç bunu normalleştiriyor: “Abartmayın ya.” Bu yüzden böyle bir şey öğrendiğinizde ilk tepkiniz kızmak ya da telefonu almak olmasın; yoksa bir dahaki sefere size hiç gelmeyebilir. Açık seçik fotoğraflar, şantaj, şiddet ya da gencin yaşça büyük biriyle cinsel içerikli yazışmaları gibi durumlar ise resmi makamlara bildirilmesi gereken durumlar.

Televizyon. Televizyonu artık pek ekrandan saymıyoruz. Gençler bunu fark ediyor ve çoğu zaman ailelerini eleştirmek için kullanıyor. Bazı gençler ailesiyle televizyon izlemeyi seviyor. Ama birçoğu için bu, sosyal ortamından koparılıp ailesiyle saçma ya da zorlama bir şey yapmak gibi geliyor; özellikle aile yerel kanalları izliyorsa. Sevenler de ailenin istediği şeye uyum sağlamak zorunda kalmaktan sinirlendiğini söylüyor. Burada gencin haklı bir sorgulaması var.

“Eee, odamdan çıkıp ne yapayım? Salonda sizinle dizi mi izleyeyim? O ekran olmuyor mu? Ha burada dizi izlemişim, ha odamda arkadaşımla oyun oynamışım, ne fark var?”

Ebeveyn Olarak Sizin İçin Ne İfade Ediyor?

Bu konuda en işlevsiz bakış açılarından biri bence “Bizim zamanımızda bunların hiçbiri yoktu, siz ne rahatsınız” karşılaştırması. Bugünün gençleri, etrafı bu kadar çok haz kaynağıyla dolu bir dünyada büyüyor. Böyle bir ortamda kendini bunlara karşı tutmakta zorlanması bana oldukça anlaşılır geliyor.

Bu, şekerleme dükkanında büyüyen ve fırsat buldukça şeker yiyen bir çocuğu yadırgamaya benziyor.

Üstelik dükkandaki şekerler yalnızca ekran değil. Kolayca ulaşılabilen oyuncaklar, kırtasiye malzemeleri, ambalajlı gıdalar, filmler, müzikler… İçinde yaşadığımız sistemde çoğu şey, o an istediğimizde az ya da çok ulaşılabilir durumda.

Ekran ise bütün bu şekerlerin tek bir yerde toplandığı bir vitrin. Alışveriş, müzik, filmler, sosyalleşme, oyun deneyimi, ünlü olma imkânı, ünlülerle iletişim kurabilme imkânı… Hepsi aynı cihazın içinde. Maddi imkânları kısıtlı olan bir genç bile bu vitrine çoğu zaman ulaşabiliyor.

Ebeveyn olarak bu dükkanda bizim etkili bir şekilde yol göstermemiz gerekiyor. “Bizim zamanımızda bunlar yoktu” demek, şekerleme dükkanında büyüyen bir çocuğa “Ben senin yaşındayken bu kadar şeker yemezdim” demeye benziyor. Beynin kontrol ve planlamadan sorumlu bölgesi olan prefrontal korteks, yirmili yaşların ortasına kadar gelişmeye devam eder. Bu gelişimi henüz tamamlanmamış bir çocuğa kontrolü öğretebilmemiz, kontrol edemediği noktalarda da onu değersiz hissettirmeden kontrolü bizim alabilmemiz gerekiyor.

Asıl Soru: Haz Kaynaklarını Yönetmeyi Öğrettik mi?

Ekranla ilgili en önemli kısım bence şu soruyla başlıyor: Ben çocuğuma haz kaynaklarını yönetme konusunda hangi eğitimleri verdim?

Aynı soruya tersinden de bakabiliriz: Sıkılma gibi duygulara, sabredebilmeye ve tahammül etmeye dair çocuğuma neler öğrettim? Ve belki de en zoru: Ben ebeveyn olarak bu beceriye ne kadar sahibim?

Şema terapide bu, çocuğun temel duygusal ihtiyaçlarından biri olan gerçekçi sınırlar ve öz denetim ihtiyacıyla ilgilidir.

Ekran süresini, en çok arttığı dönem olan ergenlikte çözmeye çalışmak işin en zor kısmı. Çünkü ergenlikte çocuğunuz zaten sizi aşmayı hedefliyor ve sizin etkiniz azalıyor. Bağlanma sistemi artık aileden çok sosyal çevreye, arkadaşlarına yönelmiş durumda.

Ders ya da Ekran

Aileler ekransızlığın karşısına çoğu zaman dersi koyuyor. Bu yüzden gençte “Dersim bitti, artık eğlenebilirim” algısı oluşuyor. Sanki gencin var olabileceği iki yer var: biri sorumluluk, öbürü eğlence. Sorumluluk ders, eğlence ekran.

Aslında çoğumuz sıkılmıyoruz, çünkü sıkılmaya vakit kalmıyor. Sorumluluklar arasında koşturup ardından “artık keyif yapmalıyım” kısmına geçiyoruz.

Gençlerin zihnindeki en temel algılardan biri şu: “Derslerin kötü geldi, ekranı bırak. Yazın istediğin kadar bak.” Bu algıyı silin. Ekrandaki sıkıntı sadece dersle ilgili değil; hayata karşı bir tutum olarak önemli.

Hafta içi tamamen yasak, hafta sonu sınırsız gibi kurallar da arzuyu artırır. Genç bütün hafta o anı özler, bekler; hafta sonu geldiğinde de saatlerce ekrandan kalkmaz. Bu da yine yanlış bir öğrenme olur. Hafta içi ve hafta sonu için farklı süreler konabilir; sorun, yasakla sınırsızlık arasında gidip gelmek.

Ne Zaman Endişelenmeli?

Ekranda geçen süre tek başına iyi bir ölçüt değil. Benim için en önemli klinik ölçüt şu: Ekran dışındaki her şeyin giderek sıkıcı hale gelmesi ve beklemeye tahammülün giderek azalması. Eskiden keyif aldığı şeyler artık tat vermiyorsa, birkaç dakikalık bir bekleyiş bile katlanılmaz geliyorsa, durup bakmak gerekiyor.

Bir başka riskli tablo da şu: Özellikle oyun oynarken genç sanki başka biri oluyor. Süre dolduğunda öfke atakları, krizler başlıyor. Ardından ekrana duyduğu arzuyu durduramadığı için aileden gizli yeni yollar keşfediyor.

Bunların yanında dikkate alınmaya değer başka işaretler de var:

Bu işaretlerin bazıları tek başına da önemli, bazıları ise ancak bir araya geldiğinde anlam kazanıyor. Ekran kullanımı gencin uykusunu, ilişkilerini ya da ruh halini zorlamaya başladığında destek almak faydalı olabilir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ya da başka bir ruh sağlığı sorunu olan çocuk ve gençlerde ise bu süreç çok daha riskli ilerleyebiliyor. Dürtü kontrolündeki zorluklar nedeniyle ekranın anlık hazzına karşı durmak onlar için daha zor; ekran kapandığında öfkeye geçiş daha hızlı olabiliyor, bağımlılığa yatkınlık da artabiliyor. Bu durumda destek almayı ertelememek önemli.

Şema Terapi Açısından Ekran Kullanımı

Şema terapi, her çocuğun ve gencin bazı temel duygusal ihtiyaçları olduğunu kabul eder: güven ve sevgi, değerli hissetme, özerklik ve kimlik, duygularını ifade edebilme, spontanlık ve oyun, gerçekçi sınırlar. Ekran meselesi yalnızca sınırlar ve özerklikle ilgili değil; bu ihtiyaçların neredeyse hepsine dokunuyor. Çünkü ekran, tek tuşla her ihtiyacın karşılanması için bir seçenek sunuyor: yalnız hissedene arkadaş, değersiz hissedene beğeni, sıkılana eğlence, başarı isteyene kazanılacak bir oyun.

Ancak bu yolların çoğu işlevsel olmayabiliyor. Zaman zaman hepimiz, işe yaramadığını bile bile bu yollara başvururuz. Yetişkinle çocuk arasındaki fark şu: Çocuğun ya da gencin beyni bu konuda sağlıklı bir şekilde yol gösterilmezse, bu işlevsiz yolun tamamen etkisinde kalabiliyor.

Gençlere yazdığım yazıda bunu bir ülke benzetmesiyle anlattım. Gencin içinde bir sürü vatandaş yaşıyor: başarı isteyen, keyif isteyen, değerli ve güvende hissetmek isteyen… Haz kaynaklarına yönelen vatandaş aslında kötü değil; çoğu zaman gence yardım ediyor, nefes aldırıyor. Ama çok fazla beslendiğinde canavarlaşıyor ve ülkenin yönetimini ele geçiriyor. Şema terapide bu vatandaşlara mod diyoruz. Oyuna girince sanki başka biri olan genç, aslında yönetimi bu modun ele aldığı genç. O noktadan sonra ihtiyaçlar sağlıklı yollardan değil, hep bu mod üzerinden karşılanmaya başlıyor.

Öte yandan ekran yalnızca keyif isteyen vatandaşı beslemiyor. Ülkedeki diğer vatandaşlar da ekranla güçlenebiliyor: Başarı da, arkadaşlık da ekranda büyüyebiliyor. Tabii değersizlik duygusu da. Okul arkadaşlarıyla konuşan, dijital kitap okuyan, müzik dinleyen, yapamadığı soruların çözümüne bakan, origami yapmayı öğrenen, arada oyuna da giren bir genç düşünün. Ekranı tek bir ihtiyaç için kullanmıyorsa, bu çok da kötü bir tablo olmayabilir.

Ama burada da bazı riskler var. Birincisi fiziksel sağlık: Saatlerce ekran başında kalmak, ne yapılırsa yapılsın bedene iyi gelmiyor ve dış dünyayla denge bozuluyor. İkincisi, bütün bunları çok hızlı elde etmek yine sıkılma ve tahammül gibi alanlarda bozulmaya yol açabiliyor. Üstelik ekranda her şeyden biraz olsa bile, hepsi aynı kapıdan geçiyor. O yüzden sorulacak soru belki şu: Ekran gencin dış dünyaya açılan kapısı mı, yoksa onu hep içeride tutan bir oda mı? Origami videosunu izleyip kâğıdı eline alan, mesajlaştığı arkadaşıyla ertesi gün buluşan genç için ekran bir kapı. Her şeyi ekranın içinde yaşayan, ekranı kapattığında dış dünyada devam eden hiçbir şeyi olmayan genç için ise bir oda. Bu yüzden ben gencin ekranda ne yaptığından çok, ekrandan çıkınca ne yaptığına bakıyorum.

Bu yüzden ekranı elinden almak tek başına çözüm olmuyor. Ekranın karşıladığı ihtiyaç görülmediğinde, genç o boşluğu başka bir yoldan doldurmaya devam ediyor.

Ebeveynlere Öneriler

Size hazır bir reçete veremem; hazır reçeteler sahte durur ve sürdürülebilir olmaz. Esasen yöntemi gencin kendisinin bulması gerekiyor. Yine de üzerinde düşünmeye değer bazı noktalar var:

  1. Önce gencin fark etmesi. İlk adım, gencin burada bir sıkıntı olduğunu fark edebilmesi. Bu yazının çocuğunuz için yazılmış bir eşi var. Linki gönderirken baskı kurmamaya özen gösterin. “Oku da aklın başına gelsin” diye değil, “Bunu okudum, aklıma sen geldin. Merak edersen bir bak” gibi bir cümleyle gönderebilirsiniz. Sonrasında “Okudun mu?” diye sormayın; okuyup okumamayı ona bırakın.
  2. Gençle birlikte farkındalık çalışması yapın. Bunu “Bak, nasıl da uzun kalmışsın!” diye göstermek için değil, iş birlikçi bir yerden yapın. “Sence bu hafta ne kadar bakmışsındır? Gel, birlikte bakalım” diyebilirsiniz. Telefonun ekran süresi raporunu açtığınızda, sürenin tahmininden çok daha fazla olduğunu gören genç çoğu zaman şok olur. O anda siz de şaşırabilirsiniz: “Off, nasıl da çok! Kesin benimki de böyle çıkacak. Benimkine de bakalım mı?” Ardından: “Off, ben de Instagram’da baya gezmişim. Çok fena. Resmen ikimiz de baya abartmışız, kontrol mekanizması devreden çıkmış. Ne yapsak?” Arzu edilen konuşma tam da bu. Bazı gençlerde bu, “Sen yaparsan ben de yaparım” tepkisine yol açabilir; dozunu en iyi siz bilirsiniz. Bir de şunu anlatabilirsiniz: Çocuklarda ve gençlerde zaman farkındalığı henüz tam gelişmemiştir. Bu yalnızca oyunda değil, hayatın genelinde de böyledir. Yani ekranda saatin nasıl geçtiğini fark etmemesi bir kusur değil.
  3. Kendi ekran sürenize ve boş zamanınıza bakın. Model alarak öğrenme çok etkilidir ama zamana yayılır. Burada insanların aklına genellikle sadece ailece kitap okumak geliyor. Bu size hitap etmiyorsa yapmayın; kendi ailenize uygun olan neyse onu yapın. İki hafta deneyip sonuç alamamak, öğrenme olmuyor demek değildir.
  4. Farklı kimlik alanlarını destekleyin. Sürekli video kaydırmanın (Instagram Reels, TikTok, YouTube Shorts) arkasında çoğu zaman “E ne yapayım, sıkılıyorum” cümlesi var. Bu sıkılmanın nedeni, gencin kendini çok az özellikle tanımlamış olması olabilir: “Dersim bitti, işim yok.” Oysa gencin kendini tanımladığı alanlar çoğaldıkça bu boşluk dolar. Kendini başarıyla ilişkilendiren bir genç başka bir alanda da ilerlemek isteyebilir; merakı güçlü bir genç farklı alanlarda kendini geliştirebilir. Sosyalleşme arkadaşlıklarda, hareket sporda yer bulabilir. Futbol grubuyla çıkışını, yaşı ilerledikçe arkadaşlarıyla dışarıda buluşmasını destekleyin. Bu alanların bir kısmı ekranda başlayabilir, origami videosu izleyip kâğıdı eline alan genç gibi. Önemli olan, ekranı kapattığında o alanın dış dünyada da devam edebilmesi.
  5. Ekran konusunda bilgi sahibi olun. Çocuğunuzun oynadığı oyunları, kullandığı uygulamaları tanıyın. “Boomer” ya da öğütçü anne baba etiketi yemeyin.
  6. Kontrolü gence vermeyi hedefleyin, kısıtlamayı birlikte planlayın. En temel hedefiniz, yaşı ilerledikçe ve farkındalığı arttıkça çocuğunuzun ekran konusunda kontrol sahibi olması. Bu yüzden ekranı komple alıp ceza vermek öğretici olmaz; genç size öfkelenir, sınırlarına saygı duyulmadığını hisseder. Bir kısıtlama yapacaksanız ardındaki gerekçeyi ve endişenizi anlatın, nasıl yapacağınızı onunla birlikte konuşun. Gençler ortak plana tav olur ama olay anında uygulamakta zorlanır. O yüzden “beş dakika daha” diye ısrar edeceği anlarda ne yapacağınızı da önceden konuşun. Her ısrar bağımlılıktan gelmez; bazıları oyun arkadaşlarını yarı yolda bırakmamak gibi bir erdemden gelir. Süre anlaşmanızı bozabilecek oyunları baştan belirleyin. Uykuyu da bu planın bir parçası yapın; gece telefonun nerede ve saat kaçta duracağını birlikte kararlaştırın.
  7. Ebeveyn denetimi uygulamalarını bir araç olarak görün. Family Link gibi uygulamalar işe yarayabilir ama tek başına çözüm değil; gizlice kurulmamalı, gençle konuşularak kullanılmalı. Sık karşılaştığım bir tablo şu: Ebeveyn gün içinde defalarca “Baba, beş dakika daha” diye aranıyor ve bu bir süre sonra işkenceye dönüşüyor. Bazı çocuklar da ebeveynin telefonundan devam ediyor ya da süreyi sonsuz hale getirmenin bir yolunu buluyor. Ek süre isteklerinin kuralını baştan koyun; örneğin günde bir ek süre hakkı ya da telefonla ek süre istenmemesi. Genç sürekli uygulamayı aşmaya çalışıyorsa, bunu teknik bir sorun değil, planın ona ait olmadığının işareti olarak okuyun. Yaş büyüdükçe denetimi yavaş yavaş uygulamadan alıp gence bırakmalısınız.
  8. Arkadaş çağrılarını da hesaba katın. Genç oyuna girip çıkıyor, tam başka bir şey yapacakken arkadaşları grup aramasıyla onu çağırıyor. Bu sefer girmek istemesinin sebebi oyun değil, arkadaşları. Bunu da önceden konuşun: Genç oyun süresini arkadaşlarının toplandığı saatlere göre planlayabilir ya da bir kısmını bu çağrılara ayırabilir; hangisini seçeceğine o karar versin. Arkadaşlarının çağrısını her reddettiğinde küçük bir fedakârlık yaptığını da unutmayın ve bunu fark ettiğinizi ona söyleyin.
  9. Tartışmaları nasıl yürüttüğünüze bakın. Çocuğunuz arkadaşlarıyla sohbetteyken bağırmak, modemi kapatmak, diğer ebeveyne şikâyet ederek gence karşı onunla ittifak kurmak soruna bir de ilişki sorunları ekler; genç iyice öfkelenir. Sizi de anlıyorum: “Ne yapsak işe yaramıyor” çaresizliğiyle bu noktalara gelebiliyorsunuz, hepimiz insanız. Ama bunlar çok sık tekrarlanıyorsa ve ilişkide bozulma, kopma işaretleri görüyorsanız destek alın.

Terapide Nasıl Çalışıyoruz?

Ekran kullanımı nedeniyle terapiye gelen gençlerin çoğu tepkili oluyor; beni kendisine kurallar koyacak, onu eleştirecek biri olarak görüyor. Genellikle zorla getirilmiş oluyor ve seansı protesto ediyor: Ya hiç konuşmuyor ya da “evet”, “hayır” gibi kısacık cevaplarla tepkisini belli ediyor.

Bu gence birçok açıdan hak veriyorum. O seansa, ailesiyle yaptığı bir sürü kavganın ardından geliyor ve ailesinin zoruyla geldiği psikolog ona onların iş birlikçisi gibi görünüyor. Aile de o noktada çoğu zaman endişesinden çok öfkesini belli ettiği için, evdeki bu savaşta benim de ailenin tarafında durduğumu düşünmesi çok anlaşılır.

Genelde ona şöyle bir şey söylerim: “Çok da isteyerek gelmedin, değil mi? Hatta belki de zorla geldin.” Çoğu zaman “Buraya girene kadar nereye geldiğimi bile bilmiyordum. Bilseydim gelmezdim. Ne alaka?” gibi bir cevap alırım. Ben de “Bu kadar sinirlendiğine göre evde bir sürü sıkıntı var. Sen de bu işin suçlusu ilan edildin, değil mi?” derim. Cevap çoğu kez “evet” olur. Sonra yavaş yavaş evde ne tarz tartışmalar yaşandığına dair tahminlerimi paylaşırım. Tahminlerim genelde doğru çıktığı için aramızda yavaştan bir sıcaklık oluşur. Ama bu çok hassas bir evredir.

Ardından süreci gencin kendisinden dinler, onu tanımaya çalışırım. Vermek istediğim mesaj şu: Seni tanımaya çalışıyorum. Çünkü ekranın onun hayatında hangi alanlarda yer tuttuğunu, hangi karşılanmamış ihtiyaçlarına iyi geldiğini ve güçlü yönlerinin neler olduğunu anlamam gerekiyor. Sonra ona kendi bakış açımı anlatırım; ailesiyle neyi paylaşacağımı, neyin aramızda kalacağını konuşuruz. Onun da onayını alarak aileyi görüşmeye alırım.

Aile ilk görüşmede bazen hemen sonuç bekler: “Biz ne yapalım, evde hangi kuralları koyalım?” Ben de ailelere sürecin nasıl ilerleyeceğini anlatırım. Bazı aileler çocuklarının içeride konuşmasına, bilgi vermesine çok sevinir. Bazıları sürecin yavaş ilerleyeceğini zaten bilir. Bazı ailelere de çocuklarının içeride çok tepkili olduğunu ya da iş birliği kurmakta zorlandığımızı anlatırım. Böyle durumlarda bazen önce direncin kendisi üzerinde çalışırız, bazen başka bir meslektaşa yönlendirmek, bazen de psikiyatrik destek gerekebilir.

Gençle aramızda güven oluştuktan sonra asıl çalışma başlar. Önce birlikte bir mod haritası çıkarırız: Gencin içindeki ülkeyi ve o ülkenin vatandaşlarını tanırız. Hangi vatandaşların güçlendiğini, neyin onları güçlendirdiğini ve bu ülkenin nasıl bir yönetime ihtiyacı olduğunu bulmaya çalışırız. Ardından mod sandalyeleriyle çalışırız; her vatandaşa bir sandalye verip onları konuştururuz. İmgeleme çalışmalarında bir yandan ülkenin gelecekteki yönetimini birlikte hayal ederiz, bir yandan da geçmişteki zorlu yaşantılara döneriz.

Ebeveynlerle yaptığım şema koçluğu görüşmelerinde ise önce evdeki döngüyü konuşuruz. Bu döngü çoğu evde benzer ilerliyor: Anne baba başta sakin bir şekilde çocuğa önerilerde bulunuyor. Bunlar işe yaramayınca kaygılanmaya başlıyor ama hâlâ biraz sakin kalabiliyor. Sonuç alamadıkça çaresizlik büyüyor ve ebeveynin ısrarcı, suçlayan, korkutmaya çalışan, ceza veren ya da artık umursamayan tarafları ortaya çıkabiliyor. Ardından çoğu kez suçluluk geliyor: “Benim çocuğum niye böyle? Ben iyi bir ebeveyn değil miyim?” Bu suçlulukla çocuğa yeniden sıcak bir şekilde yaklaşılıyor, yeni anlaşmalar yapılıyor. Bir süre sonra da eski döngüye geri dönülüyor. Genç de bu döngüyü çok iyi tanıyor; bu yüzden sıcak dönemde yapılan anlaşmalar ona çoğu zaman inandırıcı gelmiyor.

Şema terapide ebeveynin bu farklı taraflarına da mod diyoruz. Görüşmelerde ebeveynle birlikte, döngünün hangi noktasında hangi moda geçtiğini fark etmeye ve bu geçişleri nasıl durdurabileceğini bulmaya çalışırız. Amaç, ebeveynin sınırları ne sertleşerek ne de geri adım atarak sürdürebilen tarafını güçlendirmek. Şema terapide bu tarafa sağlıklı yetişkin modu diyoruz. Süreci nasıl yöneteceğine dair somut yöntemleri de ebeveynle birlikte konuşuruz.

İlk görüşmenin nasıl geçtiğini merak ediyorsanız İlk Görüşme Nasıl Geçer? Sık Sorulan Sorular sayfasına, şema terapi hakkında daha fazla bilgi için Çocuk ve Ergenlerde Şema Terapi sayfasına göz atabilirsiniz.

Yazıdaki örnek cümleler klinik deneyimimden yola çıkılarak oluşturulmuştur.