Bebekler ve aileleri için (0–3 yaş)

Merhaba minik bebek 😊Bu satırları henüz okuyamadığın için mesajımı ailene yazıyorum.

Sevgili anne babalar,

Bebeklik, gelişim açısından çok kritik bir dönem. Bu yüzden siz de belki hiç olmadığınız kadar endişeli, her şeyi tam ve doğru yapmaya çalıştığınız bir dönemin içindesiniz. Etrafta bir sürü bilgi kaynağı, her konuda bir sürü fikir var: Zekâ gelişimi için şunlar yapılmalı. Bebekle günde şu kadar vakit geçirilmeli. Oyun oynarken şunlara dikkat edilmeli. Sütten keserken böyle yapılmalı. Bez bırakılırken şöyle davranılmalı. Yanında bazı konular hiç konuşulmamalı. Kreşe başlarken şu adımlar izlenmeli. Ve bütün bunlar dikkatle yapılmazsa, ileride olası travmalar…

Bu bilgi yığını kafanızı karıştırabiliyor, sizi yetersiz hissettirebiliyor. Zamanla kendi sezgilerinize yabancılaşıp “Çocuğuma zarar veriyorum”, “Yeterince iyi değilim”, “Benim yüzümden ileride travmaları olacak” gibi düşüncelerin ve kaygıların içinde kaybolabiliyorsunuz. Bunun ne kadar yorucu olabildiğini biliyorum.

Üstelik mesele yalnızca bu da değil. Bir yandan çalışma hayatının getirdiği zorluklar var: İş yükü, işe dönüş, yetişememe hissi. Evde ise anne ve babanın bebeğe dair farklı tutumları, bakım yükünün nasıl paylaşılacağı gibi konular gündeme geliyor. Bizim kültürümüzde bir de geniş ailenin etkisi var: Anneanneler, babaanneler, dedeler… Her birinin kendi deneyimi, kendi yöntemi ve söyleyecek bir sözü olunca işler daha da karmaşıklaşabiliyor.

Bir de tabii bebeğinizin sağlığı ve gelişimi var. Yalnızca fiziksel büyümesi değil; dil ve bilişsel gelişimi, ince ve kaba motor becerileri, diğer çocuklarla nasıl etkileşim kurduğu, yaşına uygun adımları atıp atmadığı… Bunların her birini takip etmek ve her biri için ayrı ayrı soru işaretleri taşımak yorucu olabiliyor.

Bir diğer zorlayıcı konu da çatışma anları. Bebeğiniz büyüdükçe kendi isteklerini daha net ortaya koymaya başlıyor: Tutturmalar, “İstemiyorum!” krizleri, “Bunu giymem, kaşındırıyor!”, “Saçımı bırak!” diye direnmeler, “Ben yapacaktım!” deyip yapamayınca gelen ağlama nöbetleri, ikna etmek için uğraştığınız uzun dakikalar ve daha niceleri… Bu anlarda ne yapacağınızı bilememek, sabrınızın tükendiğini hissetmek ya da sonradan “Acaba doğru mu davrandım?” diye düşünmek çok tanıdık olabilir.

Bütün bunlar bir araya geldiğinde yolunuzu bulmak zorlaşabilir. İşte bu noktada birlikte durup bakabiliriz.

Önce şunu bilmenizi isterim: Her bebek aynı değil. Her bebeğin kendine özgü bir mizacı, kendi gelişim temposu var. Bu yüzden bir bebek için işe yarayan öneri, bir diğeri için uygun olmayabilir. Bu kadar çok bilgiye rağmen kafanızın karışmasının bir nedeni de bu. Asıl değerli olan genel geçer kurallar değil, sizin bebeğinize ve ailenize uyan bilgi. Bu yüzden ilk adımımız bebeğinizi ve sizi tanımak: Nasıl bir mizacı var, gelişiminin neresinde, neye ihtiyaç duyuyor? Yol haritamız da buna göre şekilleniyor. Bazen evde yapabileceğiniz küçük değişiklikler yeterli oluyor. Bazen kreş, ergoterapi ya da özel eğitim desteği öneriyorum, bazen de bir çocuk psikiyatristine yönlendirmek gerekebiliyor. Amaç, bebeğinizin ihtiyaç duyduğu alanda doğru şekilde desteklenmesi.

Bebek odasında yalnızca bebek yok

Ebeveynliğe hepimiz kendi çocukluğumuzla geliyoruz. Psikanalist Selma Fraiberg buna “bebek odasındaki hayaletler” der. Kendi çocukluğumuzdan kalan, çözülmemiş, belki çoktan unuttuğumuzu sandığımız yaralar, farkında olmadan bebeğimizle kurduğumuz ilişkiye sızabilir. Kendinizi bir anda “Asla söylemeyeceğim” dediğiniz bir cümleyi kurarken bulmanız ya da bebeğinizin ağlamasının sizde beklenmedik kadar güçlü bir şey uyandırması gibi.

Ama odada yalnızca hayaletler yok. Fraiberg’in çalışmasından yola çıkan Alicia Lieberman ve ekibi, “bebek odasındaki melekler”den de söz eder. Bunlar çocukken görüldüğünüz, sevildiğiniz, korunduğunuz ve kabul edildiğiniz anlardır. Geçmişte zorluklar yaşamış olsanız bile, bu anılar bebeğinize şefkatle ve güvenle eşlik edebilmeniz için içinizde taşıdığınız bir kaynaktır.

Birlikte çalışırken amacımız hayaletleri kovmak kadar, belki unutulmuş melekleri yeniden bulup güçlendirmek. Burada şema terapi bize iyi bir yol haritası sunuyor. Çocukken hangi ihtiyaçlarınızın karşılanmadığını, bunların sizde nasıl izler bıraktığını ve bu izlerin bugün bebeğinizle ilişkinizde, duygularınızda, düşüncelerinizde ve tepkilerinizde nasıl ortaya çıktığını fark ediyoruz. Geçmişten taşıdığınız ve artık işinize yaramayan başa çıkma yollarını gördükçe, bebeğinizle kendi seçtiğiniz bir ilişkiyi kurmak için alan açılıyor.

Bunların hiçbiri sizi suçlamak için değil. Bebeğinizin mükemmel bir ebeveyne değil, yeterince iyi bir ebeveyne ihtiyacı var. Yapmaya çalışacağımız şey de size yeni bir kural listesi vermek değil; bebeğinizi daha iyi okuyabilmeniz ve kendi sezgilerinize yeniden güvenebilmeniz.

Görüşmek üzere.
Klinik Psikolog Duygu Pamir Akın