Telefonu Bırakamıyorum: Gençlere Bir Mektup

Bu yazıyı okuyorsan belki annen ya da baban sana link attı, belki de onlara ne kadar sinir olduğunu anlatacak bir şey arıyorsun. İkisi de olur.

Önce şunu söyleyeyim: Telefonu bırakmakta zorlanman seni tembel ya da bağımlı yapmıyor. Etrafın, insanı kendine çeken bir sürü şeyle dolu ve bunlara karşı durmak gerçekten zor. Bunu senin kusurun gibi görmüyorum.

Ama bu zorluğa biraz farklı bir yerden bakmanı istiyorum. Kendini bir ülke gibi düşün. Bu ülkede bir sürü vatandaş yaşıyor. Başarı isteyen de var, keyif isteyen de; değerli ve güvende hissetmek isteyen de, beğenilmek isteyen de… ve benim sayamadığım bir sürü taraf. Bu ülkenin yöneticisi ise sensin.

Bu vatandaşlardan biri, haz kaynaklarına yönelmek için yanıp tutuşan taraf. Onu kötülemek istemiyorum. Birçok açıdan sana yardımcı oluyor. Birçok kez onun sayesinde keyif alıyor, eğleniyorsun. Bir şeyi kafana taktığında, bazen onun sayesinde biraz uzaklaşıp nefes alabiliyorsun.

Benim sorduğum aslında şu: Ülkendeki kararların çoğunu bu vatandaş mı alıyor?

Keyif İsteyen Taraf Canavarlaşınca

Bu taraf çok fazla beslendiğinde bozuluyor ve canavarlaşıyor. Annen ya da baban “Bırak artık şunu” dediğinde o da bu lafları duyuyor. Tıpkı yemeği yarıda kesilmiş bir canavar gibi bazen homurdanmaya, bazen vahşileşmeye, bazen de saldırmaya başlıyor.

Ailene yazdığım yazıda da söyledim: Senin de sınırlarına saygı duyulması, seninle saygılı konuşulması gerekiyor. Online bir oyunun yarıda kesilmesinin ne kadar sinir bozucu olduğunu, odana her girdiklerinde oyun oynamadığını, ekrandan başka işlerini de hallettiğini, kitap okuduğunu, ders çalıştığını, müzik dinlediğini de biliyorum.

Ekran bazen başarı isteyen, arkadaşlık isteyen vatandaşını da besliyor. Bu iyi bir şey. Burada belki şuna bakmak işe yarar: Ekran senin için dışarıya açılan bir kapı mı, yoksa her şeyi içinde yaşadığın bir oda mı? Origami videosu izleyip kâğıdı eline alıyorsan, mesajlaştığın arkadaşınla ertesi gün buluşuyorsan, ekran bir kapı. Ama her şeyi ekranın içinde yaşıyorsan ve ekranı kapattığında dışarıda devam eden pek bir şeyin kalmıyorsa, o zaman bir oda.

Ama senden kendine samimi bir şekilde şu soruyu sormanı istiyorum: Yönetimi giderek “Bana karışmayın. Diğer her şey çok sıkıcı. Dört saat oynuyorum diye amma abarttınız” diyen canavar mı ele alıyor? Eğer öyleyse, bir şekilde onun gücünü azaltıp yönetimi yeniden senin alman gerekiyor.

Yine de şunu bilmeni isterim: Canavarın özü kötü değil. O aslında keyif almak, eğlenmek isteyen, sana birçok kez iyi gelmiş o vatandaş. Sadece çok fazla beslendiği için bozulmuş.

Bu yalnızca keyif isteyen tarafın başına gelmiyor. Ders çalışmak, başarılı olmak isteyen tarafın da sürekli beslenip her şeyin önüne geçseydi, o da bir canavara dönüşürdü. Hiç dinlenmeyen, eğlenmeye kendine izin vermeyen bir genç de dengede değildir.

O yüzden canavarı sürgüne göndermene gerek yok. Onu da halkının bir üyesi olarak yeniden dengeye davet edebilirsin.

Ülkeni Nasıl Yönetirsin?

Peki bu nasıl olacak? Halkına sürekli haz kaynağı sunmak da, onları köle gibi çalıştırmak da iyi gelmeyecek iki uç. Strateji oyunu oynadıysan bilirsin; halkını sadece eğlendirirsen de, sadece çalıştırırsan da ülke bir yerden çöker. Kendine sor: Ülkemde dengeyi sağlamak için nelere ihtiyacım var?

Bunu vatandaşlarına da sor. Herkesi ortak bir dengede buluşturabilmek için neler yapabilirsin?

Derdim sadece ders çalışman değil. Derdim, kendine bir plan yapman.

Planın İçin Birkaç Adım

İlk adım fark etmek. Telefonu eline aldığın anda bir saniye dur ve kendine sor: “Şu an ne hissediyordum?” Sıkılmış mıydın? Yalnız mı hissediyordun? Ders başında zorlanıp gerilmiş miydin?

Sonra sıkılmaya biraz alan aç. Ülkendeki vatandaşlar arasında sıkılmaya dayanabilen biri de var aslında. Sadece son zamanlarda pek sesi çıkmıyor, çok güçsüzleşmiş olabilir. Onu en son nerede gördüğünü kendine sor. Gücü şu an çok azsa sorun değil; onu ortaya çıkardıkça güçlenecektir.

Son olarak kurallarını kendin koymayı dene: Ders bitene kadar telefonun başka odada durması, akşam belli bir saatten sonra oyuna girmemek gibi. Kendi koyduğun bir kuralı tutmak daha kolaydır; üstelik ailene bu konuda söz sahibi olabileceğini de göstermiş olursun.

Ailen ve Sen

Bir de ailen hakkında şunu bilmeni isterim: Annenin ya da babanın ülkesinde de kaygılanan bir vatandaş var. “Bırak artık şunu” dediklerinde konuşan çoğu zaman o kaygılı taraf oluyor. Sen canavarını, onlar da kaygılarını yönetmeyi öğrendikçe aranızdaki konuşmalar kolaylaşır.

Bunu tek başına yapmak zorunda değilsin. Terapi, ailenin seni hizaya sokmak için getirdiği bir yer değil. Ben senin tarafındayım. Ama bu, ailenin karşısında olduğum anlamına gelmiyor; çünkü onlar da aslında senin iyiliğini istiyor. Sen, ailen ve ben aynı takımdayız. Telefonun senin hayatında ne işe yaradığına seninle birlikte bakıyoruz.

Ülkenin yönetimi sende. Bazı günler keyif isteyen tarafının, bazı günler çalışkan tarafının öne çıkması çok doğal. Önemli olan, birinin orada kalıp diğerlerinin önünü kesmemesi. Halkının her birini dinleyen, sırası geldiğinde her birine söz veren bir yönetici olabilirsin. Buna bir sonraki sefer telefona uzandığın anda başlayabilirsin.