Ergenlerde Yeme Bozuklukları: Erken İşaretler

Ergenlerde Yeme Bozuklukları: Ailelerin Fark Edebileceği Erken İşaretler – Ankara

Ergenlik, beden algısının, kimliğin ve akranlarla ilişkilerin yoğun biçimde değiştiği bir dönemdir. Bu yüzden yemekle ilgili zorlanmalar en sık bu yaşlarda ortaya çıkar. Çocuğunuzun yemekle ilişkisindeki bir değişikliğin geçici bir dönem mi, yoksa daha fazlası mı olduğunu anlamak her zaman kolay değildir. Bu yazıda nelere dikkat edebileceğinizi, çocuğunuzla nasıl konuşabileceğinizi ve ne zaman destek almanın iyi olacağını bulabilirsiniz.

Yeme bozukluğu nedir?

Yeme bozuklukları, yemekle ve bedenle kurulan ilişkinin hem fiziksel sağlığı hem de günlük yaşamı etkilediği ruh sağlığı sorunlarıdır. En çok bilinenleri anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğudur. Anoreksiya nervozada kişi yemeğini ciddi ölçüde kısıtlar. Bulimiya nervozada tekrarlayan yeme ataklarının ardından kusma gibi telafi davranışları görülür. Tıkınırcasına yeme bozukluğunda ise kişi kısa sürede çok miktarda yemek yer ve yeme davranışını kontrol etmekte zorlanır. Bazı çocuklar ise belirli yiyeceklerden yoğun biçimde kaçınır ya da besin çeşitliliğini ciddi ölçüde sınırlar. Bu durum kaçıngan/kısıtlı yiyecek alımı bozukluğu (ARFID) ile ilişkili olabilir.

Bu sorunları genellikle ergenlik, arkadaş çevresi ve dış görünüş kaygısıyla ilişkilendiririz. Oysa çocukluk döneminde de başlayabilir ve hem kızlarda hem erkeklerde görülebilir. Üstelik ilk işaretler her zaman kolay fark edilmeyebilir.

Bazen yeme davranışındaki değişiklikler bir anda ortaya çıkmış gibi görünür. Ama geriye dönüp baktığımızda, bunların daha önceden başladığını fark edebiliriz. Ebeveynler değişiklikleri gözlemlese de nedenlerini anlamakta zorlanabilir. Burada önemli olan yalnızca yeme davranışına odaklanmak değil, çocuğun yaşadığı güçlüğü ve neye ihtiyaç duyduğunu da anlayabilmektir.

Ebeveynler bu süreçte çoğu zaman bir neden, hatta bir suçlu arar: "Biz nerede hata yaptık?", "Takıldığı arkadaş grubu yüzünden mi?", "Okulda zorbalığa uğradığı için mi?" Oysa yeme bozuklukları genellikle tek bir nedene bağlı değildir. Gencin mizacı ve bedensel yatkınlıkları, karşılanmamış temel duygusal ihtiyaçları, zorlandığında başvurduğu baş etme yolları, kendine karşı tutumu, aile içindeki ilişkiler ve çevresinde yaşadıkları bir araya gelerek bu tabloyu oluşturur. Tek bir suçlu aramak yerine bu parçaları birlikte anlamaya çalışmak, hem gence hem de aileye daha iyi gelir.

Ergenlikte beden algısı ve sosyal medyanın etkisi

Ergenlik döneminde beden görünümü ve başkaları tarafından kabul görmek daha önemli hâle gelir. Sosyal medyada ve popüler kültürde öne çıkan beden imgeleri de gençlerin kendilerini başkalarıyla karşılaştırmasını etkiler. Bazı gençler için zayıflamak, daha beğenilir ya da daha başarılı hissetmenin bir yolu hâline gelebilir.

Bedenle ilgili kaygılar her zaman zayıflama isteğiyle ortaya çıkmaz. Bazı gençler daha kaslı görünmeye odaklanır, beslenme ve egzersiz konusunda katı kurallar geliştirir. Bu durum yalnızca erkeklerde değil, kızlarda da görülebilir. Spor yapmak ya da sağlıklı beslenmek kendi başına bir sorun değildir. Dikkat edilmesi gereken, bunların gencin hayatında ne kadar yer kapladığı ve ne kadar esnek kalabildiğidir.

Ailelerin yaklaşımı da bu süreci etkiler. Bir çocuğun kilo vermesi, spor yapması ya da beslenmesine dikkat etmesi başlangıçta olumlu karşılanabilir. Ancak bu davranışlar katılaşmaya ve çocuğun günlük yaşamını etkilemeye başladığında durumu yeniden değerlendirmek gerekir. Çocuğun ihtiyaçları değiştikçe, ona nasıl destek olacağımız da değişir.

Hangi değişiklikler dikkat gerektirir?

Bu değişiklikler çoğu zaman sağlıklı beslenme isteği gibi görünür: "Protein ağırlıklı besleneceğim", "Şekerli her şeyi kesiyorum" gibi. Gençler zaman zaman, çoğu kez birbirlerinden etkilenerek bu tür denemeler yapar. Asıl işaret, bu kuralların esnekliğini kaybetmesidir: bir doğum günü pastası ya da arkadaşlarla dışarıda yemek bile yoğun huzursuzluk yaratmaya başlar.

Aşağıdaki işaretlerin her biri bir tanıya karşılık gelmez ve tek bir işaret tek başına bir şey söylemez. Önemli olan, birkaç değişikliğin bir araya gelmesi, giderek katılaşması ve zamanla sürmesidir. Bazı işaretler ise çevre tarafından kolayca olağan karşılanır. Zayıflayan bir kız çocuğuna iltifat edilebilir; doyduğu hâlde yemeyi bırakamayan bir erkek çocuğun durumu ise büyümesine bağlanabilir.

Fark ettiğinizde çocuğunuzla nasıl konuşabilirsiniz?

Endişelendiğinizde hemen konuşmak istemeniz çok anlaşılır. Yine de bu konuşmanın yemek sırasında ya da bir tartışmanın ortasında değil, sakin bir anda yapılması daha iyi sonuç verir.

Bu durumu ilk fark ettiklerinde ebeveynler konuya farklı biçimlerde girebilir. Kimi zaman güven vermeye çalışır: "Neden böyle yapıyorsun, çok güzelsin, hiç gerek yok." Bu çok samimi bir cümledir, ama çoğu zaman çocuğa ulaşmaz; çünkü altta yatan ihtiyaç henüz anlaşılmamıştır.

Ulaşamadığını hisseden ebeveyn çaresizleşir ve başka yollar dener. Korkutmaya çalışabilir: "Böyle giderse hasta olacaksın." Pazarlık edebilir: "Hadi, hatırım için ye", "Yersen hafta sonu şunu yaparız." Ya da suçluluk duygusuna seslenebilir: "Ne olur bizi uğraştırma", "Beni de mi kıracaksın? Anneanneni de mi kıracaksın?" Bazen geniş aile de sürece dahil olur. Tıkınırcasına yeme yaşayan gençlerde de korkutma, eleştirme, hatta davranışı küçümseyerek vazgeçirme çabaları görülebilir.

Bu cümlelerin arkasında çoğu zaman çaresizlik ve bir an önce çözüm bulma isteği vardır. Ama çocuk ya da genç çoğu zaman daha çok öfkelenir, kaygılanır ve kendini anlaşılmamış, yalnız hisseder.

Bunun yerine konuşmayı yemek ve kilo üzerinden değil, çocuğunuzun nasıl hissettiği üzerinden açmak işe yarar. Bedeni hakkında olumlu ya da olumsuz yorum yapmaktan kaçınmak da önemlidir. "Son zamanlarda daha gergin ve yorgun görünüyorsun, seni merak ediyorum" gibi bir cümle, "Neden yemiyorsun?" sorusundan çok daha fazla kapı açar. Ama bu cümleleri ezberlemenize gerek yok; kendi cümleleriniz olsun. Hangi cümleyi kurduğunuzdan çok, bir şeylerin ters gittiğini hisseden ama yargılamayan, onu anlamaya çalışan bir anne baba olduğunuzu hissettirmeniz belirleyicidir. Çocuğunuz aynı ekipte olduğunuzu ve bu süreçte yalnız kalmayacağını hissedebilmeli.

Çocuğunuz ilk konuşmada savunmaya geçebilir ya da sorun olmadığını söyleyebilir. Bu sık görülen bir tepkidir ve kapının kapandığı anlamına gelmez. Ona yanında olduğunuzu hissettirmek, ilk konuşmada her şeyi çözmekten daha önemlidir.

Yeme davranışı; kabul görme, başarılı ya da değerli hissetme, kontrol ya da bağ kurma gibi altta yatan bir ihtiyaçla baş etmenin yoluna dönüştüyse, artık esnek değil katı bir örüntü hâline gelmiştir. Bu noktada yalnızca aile içinde konuşarak değiştirmek zorlaşır ve uzman desteği almak gerekir.

Hangi durumlarda beklemeden destek alınmalı?

Yeme bozuklukları yalnızca duygusal değil, bedensel sağlığı da etkileyebilir. Aşağıdaki durumlardan birini fark ederseniz, vakit kaybetmeden bir hekim değerlendirmesi de gerekir:

Bu belirtiler farklı nedenlerle de ortaya çıkabilir. Bununla birlikte, yeme davranışındaki değişikliklerle birlikte görülüyorlarsa değerlendirme ertelenmemelidir. Belirgin kilo kaybı olmasa bile tıbbi risk bulunabilir.

Bayılma, belirgin fiziksel kötüleşme ya da kendine zarar verme açısından yakın bir tehlike varsa acil tıbbi yardım alınmalıdır. Diğer durumlarda çocuk doktoru ve çocuk ve ergen psikiyatrisi değerlendirmesi önceliklidir. Terapi süreci bu değerlendirmeyle birlikte planlanır.

Terapi süreci nasıl ilerler?

Yeme sorunları yaşayan gençler çoğu zaman terapiye istekli gelmez. Terapisti, anne babayla aynı safta duran ve yeme davranışlarını kontrol altına almaya çalışan biri olarak görebilirler. Sınırlarının ihlal edileceği endişesi ön planda olduğu için ilk görüşmelerde dirençli olabilir, konuyu konuşmaktan belirgin biçimde kaçınabilir, hatta zaman zaman görüşmeyi sabote etmeye çalışabilirler. Bu yüzden yeme bozukluklarıyla çalışırken en belirleyici şey terapi ilişkisidir. Gencin terapistine güvenebilmesi zaman, emek ve sabır isteyen bir süreçtir.

Ergenlerle çalışırken ilk görüşmeye genellikle gençle başlarım. Ailenin sürece nasıl katılacağını da gençle birlikte planlarız. Yeme sorunlarında aile, sürecin önemli bir parçasıdır. Aileyle yaptığımız görüşmeler, yeme davranışının arkasındaki aile içi dinamikleri anlamamıza yardımcı olur. Anne babalar da bu süreçte çoğu zaman kaygılı ve çaresiz hisseder. Çözümün bir parçası olmak isterler; ama iyi niyetle verilen bazı tepkiler, istemeden de olsa sorunun sürmesine katkıda bulunabilir. Bu yüzden aileyle de düzenli olarak görüşür, bu süreçte nasıl destek olabileceklerini birlikte düşünürüz. İlk görüşmelerde yeme davranışının ne zaman ve nasıl başladığını, gencin hayatındaki yerini ve bedensel sağlığını birlikte değerlendirir, hedefleri buna göre belirleriz.

Yeme bozukluklarıyla çalışmamın merkezinde şema terapi yer alıyor. Bu alandaki birikimimi, yeme bozukluklarında şema terapinin öncü isimlerinden Dr. Susan Simpson'dan aldığım eğitimle derinleştirdim. Bu yaklaşımın yeme bozukluklarındaki etkisine dair araştırmalar giderek artıyor; özellikle uzun süredir devam eden, karmaşık tablolarda umut verici sonuçlar var. Şema terapide yalnızca yeme davranışına değil, gencin bu davranışla neyle baş etmeye çalıştığına bakarız. Kısıtlamanın, tıkınmanın ya da kusmanın altında çoğu zaman karşılanmamış duygusal ihtiyaçlar ve "bende bir sorun var", "ne yaparsam yapayım yeterli olmuyor" gibi derin inançlar, yani şemalar yatar.

Terapide bu şemalar tetiklendiğinde ortaya çıkan modları birlikte görünür kılarız. Modlar, o anda içinde bulunulan duygu, düşünce ve davranış hâlleridir. Her gençte farklı modlar öne çıkar: kimi zaman sert ve talepkâr bir iç ses, kimi zaman incinmiş ya da değersiz hisseden bir yan, kimi zaman da duyguları yemekle uyuşturmaya ya da her şeyi kontrol altında tutmaya çalışan bir hâl. Genç bu hâllerini tanıdıkça, yeme davranışını tetikleyen ve tekrar eden döngüleri de fark etmeye başlar. Terapi ilişkisi içinde, sınırlı yeniden ebeveynlik yoluyla gencin karşılanmamış duygusal ihtiyaçlarına alan açılır. Anne babalarla yaptığımız şema koçluğu görüşmelerinde de bu ihtiyaçları evde nasıl destekleyebileceklerini birlikte düşünürüz.

Gerektiğinde süreç çocuk ve ergen psikiyatrisi, çocuk doktoru ve yeme bozuklukları konusunda deneyimli bir diyetisyenle iş birliği içinde yürütülür. Şema terapi, gerekli tıbbi değerlendirmenin ve diğer tedavilerin yerine geçmez; bütüncül bir tedavi planının parçasıdır. Çalışma yöntemim hakkında daha fazla bilgi için "Çocuk ve Ergenlerde Şema Terapi" ve "İlk Görüşme Nasıl Geçer?" sayfalarına göz atabilirsiniz. Görüşmeler Ankara'da yüz yüze yapılmaktadır.

Bu yazıyı kendin için okuyorsan

Yemekle ya da bedeninle ilişkin seni yoruyorsa, bunu biriyle paylaşmak için her şeyin çok kötüye gitmesini beklemen gerekmiyor. Ne hissettiğini anlatmakta zorlanabilirsin; bu da olağan. Yaşadıklarını ailenle paylaşman önemli. Onlara anlatmak zor geliyorsa, önce güvendiğin başka bir yetişkinden destek alabilirsin.

Belki ailen terapiye gitmeni istiyor ve sen terapistin onların tarafında olacağını düşünüyorsun: arkandan ailenle gizlice konuşacağını, seni yemeye zorlayacağını, yalnızca ne yediğine bakıp neler yaşadığını ve neye ihtiyaç duyduğunu görmeyeceğini. Bu endişelerini ilk görüşmede açıkça konuşabiliriz. Burada amaç seni kontrol etmek değil, neler yaşadığını, nerelerde zorlandığını ve neye ihtiyaç duyduğunu anlamak. Terapide konuşulanlar özenle korunur. Ailenle bir şey paylaşmam gerektiğinde, bunu önce seninle konuşmaya özen gösteririm. Güvenliğinle ilgili durumlarda ise ailenin bilgilendirilmesi gerekebilir.

Bu yazıdaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavinin yerini tutmaz. Çocuğunuzla ilgili bir endişeniz varsa bir uzmana başvurmanızı öneririm.