Ergenlikte Narsist Ebeveyn: Gencin Yanında Durmak
Ergenlik, ailelerin en çok sarsıldığı dönemlerden biridir. Ebeveynlerden biri narsisistik özellikler taşıdığında bu sarsıntı çok daha sert yaşanabilir. Bu yazıyı, böyle bir ailede gencin yanında durmaya çalışan anne ya da babalar için yazdım.
Yazıda kimseye tanı koymuyorum. Narsisizm hepimizde bir ölçüde bulunan bir özellik. Burada söz ettiğim, bu özelliğin evin havasını belirleyecek kadar baskın olduğu durumlar.
Narsisistik özellikler taşıyan bir ebeveyn nasıl ebeveynlik yapar?
Birçok farklı kuram narsisizmi kendi dinamikleri üzerinden açıklar. Şema terapide ise narsisizme dışarıdan görünen özgüvenin altındaki kırılganlıkla birlikte bakılır. Young ve arkadaşlarının (2003) modelinde narsisistik örüntünün merkezinde çoğu zaman çocuklukta karşılanmamış ihtiyaçlardan doğan üç şema bulunur:
- Haklılık/büyüklenmecilik şeması: Kişinin kendisini özel, ayrıcalıklı ve diğer insanlardan üstün gördüğü şemadır.
- Kusurluluk/utanç şeması: Kişinin kendisini yetersiz, kusurlu ya da sevilmeye değmez gördüğü şemadır.
- Duygusal yoksunluk şeması: Kişinin duygusal ihtiyaçlarının (şefkat, anlaşılma, korunma, yakınlık) başkaları tarafından karşılanmayacağına dair inancını temsil eden şemadır.
Kişi bu şemaların getirdiği acı verici duygularla baş edebilmek için işlevsel olmayan bazı yollar geliştirir. Şema terapide bunlara başa çıkma modları diyoruz. Young ve arkadaşları (2003) ile Behary (2021), narsisistik örüntüde iki başa çıkma modunun öne çıktığını anlatır. Büyüklenmeci mod: Kişi eleştirir, rekabet eder, takdir bekler ve haklı çıkmaya ihtiyaç duyar. Kopuk kendini avutan mod: Kişi içindeki boşluğu ve acıyı hissetmemek için aşırı çalışmaya, ekrana ya da tek başına yürüttüğü uğraşlara çekilir, duygusal olarak mesafeli kalır. Bu iki modun altında ise yalnız çocuk modu vardır: Değersiz, sevilmemiş ve yalnız hisseden bu taraf nadiren görünür, ama eleştirildiği ya da reddedildiği anlarda güçlü biçimde tetiklenir.
Bu modların ebeveynliğe yansıması bebeklikte bile hissedilebilir. Ebeveyn, bebeğin gelişimini kendi değerinin bir ölçüsü gibi yaşayabilir ve bebek zorlandığında ihtiyaç duyduğu yakınlığı veremeyebilir. Araştırmalar da kırılgan narsisistik özellikler taşıyan annelerin doğum sonrası dönemde bebekle bağ kurmada daha fazla güçlük yaşayabildiğini gösteriyor (Orovou ve ark., 2025).
Çocuk büyüdükçe bu modlar farklı biçimlerde görünür. Büyüklenmeci modda çocuk, ebeveynin bir uzantısı gibi görülebilir. Çocuğun başarısı ebeveynin başarısı, hatası ise ebeveynin utancı olur (Orovou ve ark., 2025). Bunu daha iyi anlamak için birkaç örnek verecek olursam:
“Maçta iyi oynamadığımda babam çok sinirleniyor. O yüzden çok çalışıyorum. Bazen yapamazsam diye korkuyorum. Ailem için hayal kırıklığı olurum.”
“Babam kendini geliştirmemiş, içi boş insanlardan nefret eder. Ben asla öyle olmam.”
Çocuğunun başarılı olmasını istemek her ebeveynin doğal isteğidir. Ama sevgi bu başarıya bağlandığında çocuk, sevilmek için iyi olması gerektiğini öğrenir.
Kopuk modda ise ebeveyn duygusal olarak ulaşılmazdır. Çocuk üzüntüsünü getirdiğinde konu değiştirilir ya da ebeveyn kendi dünyasına çekilir. Bir gencin ağzından bu şöyle duyulabilir:
“Annem kafasını bir şeye taktığında ona ulaşamam. Bir derdimi anlatsam azarlar: ‘Benim bir sürü derdim var, bir de bunlarla uğraştırma beni.’ Bir tek onun canı istediğinde konuşmak ister. O zaman da ben istemiyorum.”
“Babam çok sinirlidir. Çalıştığı saatlerde onu rahatsız edemem, o saatler onun yalnız kalma saatleri. O saatlerde kardeşimle ses yapmamız yasak. Annem de çok dikkat ediyor, sürekli bizi uyarıyor. Sessiz kalmayı niye başaramıyorum?”
Çalışırken sessizlik istemek ya da yorgun bir günün sonunda çocuğu dinleyecek gücü bulamamak kendi başına bir sorun değil. Her ebeveyn zaman zaman “Hı, ne var?” diyebilir. Ben bu cümleleri dinlerken bunun ara sıra mı yaşandığına, yoksa evin işleyişini mi belirlediğine bakıyorum. Annesine ancak annesi istediğinde ulaşabilen, babasının ruh haline göre sessizleşen bir evde büyüyen genç, zamanla sorunu ebeveyninde değil kendinde aramaya başlıyor.
Çocuğun hayal kırıklığı ya da itirazı ebeveynin yalnız çocuk modunu tetiklediğinde ise ebeveyn öfkelenebilir ya da gücenip küsebilir. Bu noktada roller tersine döner ve çocuk, ebeveynini yatıştırmaya çalışan taraf haline gelir:
“Annem bana küsünce içim rahat etmez. Rahatlayayım diye, istemesem de ondan özür dilerim.”
“Kendimi haklı görsem de onu memnun etmek zorundayım. Bundan nefret ediyorum.”
Bu duruma ebeveynleşme diyoruz. Ebeveynleşmiş gençler terapiye geldiklerinde bile çoğu zaman önce annelerinin ya da babalarının derdini anlatır. Kendi ihtiyaçlarından söz etmek onlar için kolay değildir.
Bu konudaki araştırmalar henüz az. Son on yılda yapılmış sekiz çalışmayı bir araya getiren bir derleme, çalışmaların çoğunun tek bir zamanda yapılmış ölçümlere dayandığını da hatırlatıyor (Orovou ve ark., 2025). Yine de bulgular klinikte gördüklerimle örtüşüyor. Derlemeye göre, yukarıda küsen ya da konuşmayı yalnızca kendi istediği ana bırakan annelerde gördüğümüz kırılgan yüz, çocuk için daha ağır olabiliyor. Bu ebeveynler çocuklarını daha kolay “zor çocuk” olarak görüyor, bazen de ailedeki sorunların yükü tek bir çocuğa bindiriliyor. Büyüklenmeci yönü daha baskın ebeveynlerde ise ilişki daha soğuk ve çatışmalı olabiliyor.
Kırılgan özellikler öne çıktığında sık gördüğüm bir örüntü de çocuğa suçluluk yüklemek ve kendini mağdur konumuna yerleştirmektir:
“Senin için işimi bıraktım. Senin için deli gibi çalışıyorum, karşılığı bu mu?”
“Tamam, git arkadaşlarınla buluş. Benim sözümün zaten hiçbir anlamı yok, ben ne diyeyim ki!”
Bu cümlelerin hepsi çocuğa aynı mesajı verir: “Senin sınırların ya da duyguların olamaz. Olursa beni üzersin.” Çocuk zamanla ebeveynin öfkesinden çok üzülmesinden korkmaya başlar ve kendi duygularını bastırır. Kendisi için bir şey yapmak istediğinde, örneğin arkadaşlarıyla buluşmak ya da bir isteğini dile getirmek istediğinde suçluluk hisseder.
Zamanla bu mesaj gencin kendi sesine dönüşür:
“Annem benim için işini bıraktı. Ben iyi olayım diye sürekli uğraşıyor, bana bir sürü para veriyor. Ben bugüne kadar neyi başardım ki? Onunla yeterince ilgilenmiyorum bile, onu çok üzüyorum. Bunu bana sürekli söylüyor. Bu laflardan bıktım, ona bağırıyorum. Ama sonra kendimi çok kötü hissediyorum.”
Öfke ile suçluluk arasında gidip gelmek, bu gençlerde sık gördüğüm döngülerden biri.
Çocuk da bu ortamda ayakta kalabilmek için kendi başa çıkma yollarını geliştirir. Şema terapide bu yolları, yarayı o an örten ama iyileştirmeyen yara bantlarına benzetiriz.
Ergenlik neden bir kırılma noktasıdır?
Ergenlik, bu etkilerin en açık görülebildiği dönemlerden biridir, çünkü bu dönemde gencin hayatında iki büyük değişim yaşanır: Genç ebeveyninden ayrışmaya başlar ve yakınlık ihtiyacının bir kısmını arkadaşlarına yöneltir. Narsisistik özellikler taşıyan bir ebeveyn için bu iki değişim de kolay değildir.
Ergenliğin gelişimsel görevlerinden biri ebeveynden farklılaşabilmek, bir anlamda onu aşabilmektir. Genç kurallara itiraz eder, kendi fikrini savunur, karşısındakini ikna etmeye çalışır. Araştırmalar, ebeveynle yaşanan çatışmaların en sık ergenliğin başında görüldüğünü gösteriyor (Laursen, Coy ve Collins, 1998). Belli bir ölçüde yaşanan bu çatışmalar gelişimin sağlıklı bir parçasıdır, hatta gence önemli bir beceri kazandırır: Annesiyle yaşadığı bir anlaşmazlıkta görüşünü gerekçeleriyle savunabilen 13 yaşındaki gençlerin, birkaç yıl sonra arkadaş baskısına daha iyi direnebildiği görülmüş (Allen ve ark., 2012). Ev, bir bakıma fikir ayrılığının güvenle denendiği bir antrenman alanıdır.
Narsisistik özellikler taşıyan bir ebeveyn ise gencin itirazını bir görüş ayrılığı olarak değil, kendisine yönelmiş bir tehdit olarak algılayabilir. Çocukken uyum göstererek sevgiyi koruyan çocuk, artık uyum göstermediğinde öfkeyle, küçümsemeyle ya da soğuk bir mesafeyle karşılaşabilir. Bu evde antrenman çoğu zaman yapılamaz, çünkü kazanan ya da haklı çıkan hep ebeveyn olur. Bir genç bunu şöyle dile getirebilir:
“Hep onun dediği doğru. Onu asla ikna edemezsiniz.”
Terapide bu gençlerin bir kısmının tartışmaya karşı sinikleştiğini sık görüyorum: “Ne desem boş” diye düşünüp fikrini söylemekten vazgeçer, öfkesini içine atarlar.
İkinci değişim arkadaşlara yönelmektir. Anne baba zor anlarda dönülecek güvenli bir liman olmayı sürdürse de genç, yakınlık ve destek ihtiyacının bir kısmını giderek arkadaşlarında arar. Narsisistik özellikler taşıyan bir ebeveyn bunu bir kayıp gibi yaşayabilir. Örneğin:
“Babam yaptığım her şeye ortak olmak istiyor, ama ben artık ondan ayrı bir şeylerim de olsun istiyorum. Dertlerimi arkadaşlarıma anlatmak istiyorum, babam buna bile küsüyor.”
Çocuklukta takılan yara bandı, bu kaymanın nasıl yaşanacağını da belirler. Örneğin çocukluğunu ebeveynini memnun ederek geçiren bir genç, aynı yara bandını arkadaşlıklarına taşıyabilir. Grupta hep uyum gösteren, hayır diyemeyen kişi olur. Ebeveyn ise gencin arkadaşlarına gösterdiği bu bağlılığı kendisinden uzaklaşma olarak yaşar. Genç böylece iki taraf arasında sıkışır. Çocuklukta sessiz kalan sorunların 13–14 yaşlarında görünür hale gelmesinin nedenlerinden biri de budur.
Ama arkadaşlıklar yalnızca eski yara bandının tekrarlandığı bir yer değildir. Genç, kendisini olduğu gibi kabul eden arkadaşlar sayesinde belki de ilk kez farklı bir ilişki deneyimi yaşayabilir. Yara bandının altındaki yarayı fark etmeye ve ebeveyninden daha sağlıklı bir biçimde ayrışmaya başlayabilir. Bu yüzden ergenlik bir fırsat dönemi de olabilir.
Diğer ebeveyn arada kaldığında
Bu ailelerde diğer ebeveyn zor bir yerde durur. Yıllar içinde narsisistik özellikler taşıyan eşiyle baş etmenin bir yolunu bulmuştur. Ben en çok iki yola rastlıyorum. Bu yollar genellikle yorgunluktan ve çocuğu koruma isteğinden doğar, bu yüzden anlaşılırdır. Ama uzun vadede gence farklı yükler bindirebilir.
Bazı ebeveynler eşlerinden duygusal olarak kopar. İlk görüşmelerde onlardan şu tür cümleler duyarım:
“Hocam, boşuna konuşmayın, bir şey değişmez.”
“Ben artık umursamıyorum, onu dinlemiyorum.”
“Biz çocuğumla ayrı bir ikili olduk.”
Yaşanan yorgunluk düşünüldüğünde bu anlaşılır bir tepki. Ama uzun vadede işlevsel bir çözüm değil ve çocuk için riskli olabiliyor. Çocuğun gözünde ötekileştirilen, “kötü” bir ebeveyn tanımı yapılıyor ve ona karşı bir koalisyon kuruluyor. Oysa çocuk o ebeveynle aynı evde yaşamaya devam ediyor. Evde duygusal bir kopukluk, sessiz bir öfke ve soğukluk oluşuyor. Çocuk bu havayı hissediyor. Bu başa çıkma biçimini örnek alabiliyor ya da içine kapanıp kendi duygularına yabancılaşabiliyor, onları bastırabiliyor.
Bazı ebeveynler ise boyun eğer. “Aman olay çıkmasın” diye sürekli alttan alır, narsisistik özellikler taşıyan eşini sakinleştirmeye çalışır. Bazen çocuğun da aynısını yapmasını bekler. Yukarıdaki örnekte geçen “Annem de çok dikkat ediyor, sürekli bizi uyarıyor” cümlesi de bunu anlatıyor. Bu tutum çocukta farklı izler bırakabiliyor. Çocuk boyun eğen ebeveynini güçsüz algılayabiliyor, boyun eğmeyi olağan bir şey gibi görmeye başlayabiliyor, duygularına yabancılaşıp öfkesini bastırabiliyor. Bunun görünümü de çocuktan çocuğa değişiyor. Kimi içine kapanıyor, kimi zaman zaman aşırı öfkeli olabiliyor. Kimi ise boyun eğen ebeveyninin konumundan kurtulmak için narsisistik ebeveyniyle özdeşleşiyor.
Gencin gözünden bakıldığında iki durumda da benzer bir yalnızlık var. Genç, kendisini gerçekten savunacak kimse yokmuş gibi hisseder. Bu yalnızlık zamanla “demek ki sorun bende” düşüncesine dönüşebilir. Yukarıdaki “Sessiz kalmayı niye başaramıyorum?” cümlesi de bunu anlatıyor.
Gençler bu durumla nasıl baş eder?
Her genç bu durumu aynı şekilde yaşamaz. Şema terapide başa çıkma biçimlerini üç ana yol üzerinden düşünürüz. Bazı gençler boyun eğer. İtiraz etmekten vazgeçer, ebeveynin eleştirilerini kendi iç sesi gibi taşımaya başlar. Bu, bir gencin dilinde şöyle olabilir:
“Kurallarının dışına çıkarsam beni siler. Onu kaybedemem. Benim için her şeyin en doğrusunu o bilir.”
Bazıları kaçınır. Odasına çekilir, evde olabildiğince az görünür. Bazıları ise karşı saldırıya geçer. Her kurala itiraz eder, bilerek sınırları aşar.
“Odama geçiyorum. Uykum olmasa bile yatağa yatıp saatlerce müzik dinleyip hayal kuruyorum. Hayallerimde babamı pişman ediyorum. O, inanmadığı, beğenmediği oğlunun başarılarını gördükçe utanıyor. Çok zengin oluyorum ve benden para istiyor.”
“Sürekli onun dediklerini yaptım, hiçbir şey değişmedi. Hâlâ o haklı. Yeter artık. Söylediği hiçbir şeyi yapmadığımda bana söz geçiremeyeceğini görecek. Bundan sonra böyle.”
Ebeveyn bu son tepkiyi genellikle kendisine yönelik bir inat ya da tehdit olarak okur. Oysa genç, içindeki yarayla baş etmeye çalışıyordur. Bu fark anlaşılmadığında ebeveyn kontrolü artırır, genç de buna daha fazla dirençle karşılık verir ve döngü kendini besler.
Terapide ne görüyoruz?
Bu gençlerden sık duyduğum bir rica var: “Annemle ya da babamla görüşmeyin, sizi anlamazlar.” Bu cümlenin arkasında hem korku hem yorgunluk vardır. Genç, terapinin de evdeki gibi bir çatışma alanına dönüşmesinden, anlattıklarının kendisine karşı kullanılmasından çekinir. Bir başka duygu da umutsuzluk: “Hiçbir şey değişmeyecek.”
Bu ricayı ciddiye alırım. Aile görüşmelerinin ne zaman ve nasıl yapılacağını gençle birlikte planlarız. Önce gencin kendini güvende hissettiği bir ilişki kurulur. Bu ilişki, gencin fikrinin dinlendiği ve itirazının tehdit olarak görülmediği, belki de evde bulamadığı bir deneyim olabilir.
Ebeveynlerle çalışmanın nasıl ilerleyeceği pek çok şeye bağlı. Kendi deneyimimde bebeklik döneminde çoğu zaman daha hızlı sonuç alıyorum. Küçük bir çocuğun ebeveyni daha kaygılı olabiliyor. Gözlemlediğim kadarıyla bu kaygı, narsisistik özellikler taşıyan bir ebeveyni bile uzman görüşüne daha açık, daha iş birlikçi kılabiliyor. Çocukluk ve ergenlikte ise bu ebeveynlere ulaşmak benim için daha zorlayıcı olabiliyor. Bu yaşlarda bazı ebeveynlerin zihninde çocuğun karakterinin artık oturduğu fikri oluşabiliyor. Bu fikir narsisistik özellikler taşıyan bir ebeveyni tetikleyebiliyor, çünkü çocukta görülen güçlükler onun gözünde kendi başarısızlığının bir işareti gibi algılanabiliyor. Bu yüzden başta bir süre ebeveynin direnciyle çalışırız. Ebeveyn bazen seansı da yönetmek isteyebiliyor. Bu süreçte şu tür cümleleri sık duyuyorum:
“Bence siz bu çocukla şunları çalışın.”
“Bu çocuk sizi de manipüle etmiş, hocam.”
“Onları biz zaten yaptık, hiçbir işe yaramadı.”
Bu tepkiler beni şaşırtmıyor. Ebeveyn, kendi uzantısı gibi hissettiği çocuğu karşısında çaresizlik yaşıyor ve bu çaresizlik çoğu zaman küçümseme ya da kontrol olarak dışarı yansıyor.
Bu direncin ardına geçebildiğimizde çoğu zaman ortak bir zemine ulaşıyoruz. Narsisistik özellikler taşıyan bu ebeveynler de aslında çocuklarının iyiliğini istiyor. Benim amacım da bu. Bunu konuşmak ve bir ekip olduğumuzu birlikte netleştirmek, sürecin dönüm noktası olabiliyor. Ardından çocuğun o dönemdeki gelişimsel ihtiyaçlarını anlatıyorum. Bu bile bazen ebeveynin sürece daha rahat temas etmesini sağlıyor. Şema koçluğunda ise ebeveynin zihninde hangi şemaların ve başa çıkma biçimlerinin devreye girdiğini, bunların çocuğuna nasıl yansıdığını birlikte ele alıyoruz. Bunu yaşantısal tekniklerle deneyimlemek, bazen yalnızca konuşmaktan çok daha etkili oluyor. Gerektiğinde ebeveyne bireysel destek de öneriyoruz.
Daha önce sözünü ettiğim derlemenin umut veren bir bulgusu da var. Ebeveyndeki narsisistik özelliklerin çocuğa etkisi çoğunlukla doğrudan değil, gündelik ebeveynlik davranışları üzerinden ortaya çıkıyor. Ebeveynin kişiliğini değiştirmek her zaman mümkün olmayabilir. Ama davranışlar değişebilir. Gencin davranışlarının kendisine inat etmek için yapılmadığını fark eden bir ebeveyn, ilişkide pek çok şeyi yumuşatabilir.
Öfkeli bir ebeveyn mi, narsisistik bir örüntü mü?
Her ebeveyn öfkelenir, küser, bağırır, yorgun olduğunda çocuğunu dinleyemez. Bu yazıdaki cümlelerin bazılarını hemen her ebeveyn bir kez söylemiştir. Tek bir davranış ya da tek bir ölçüt narsisizm anlamına gelmez.
Bu yazıyı okurken “Ben de narsist bir ebeveyn miyim?” endişesi oluşabilir. Ebeveynler bunu bana da soruyor. Kişilik özelliklerinin dağılımında herkes narsisizm boyutunun da bir noktasında yer alır.
Dışarıdan bakınca ikisi de çok kırıcı görünebilir ama altında farklı şeyler oluyor. Öfkeli bir ebeveyn çoğu zaman bir sınır ihlaline, engellenmeye ya da yorgunluğa tepki verir. Narsisistik özellikler taşıyan bir ebeveynde de öfke anlık patlayabilir. Ama onu tetikleyen çoğu zaman ebeveynin kendini değersiz hissetmesidir. Öfke yatışınca da utanç ya da özür gelmez. Haklılık duygusu sürer, suç karşı tarafa atılır. Bu tek bir anla sınırlı kalmaz. Ebeveynin gücü ve kontrolü elinde tuttuğu bir örüntüye dönüşür.
Psikanalist Heinz Kohut bu öfkeyi “narsisistik öfke” olarak adlandırmış (Kohut, 1972). Kohut’a göre sıradan öfke bir engeli kaldırmaya yöneliktir ve engel kalkınca yatışır. Narsisistik öfkede ise karşıdaki kişi ayrı biri gibi değil, kişinin kendi parçası gibi deneyimlenir. Gencin kendi kararlarını vermeye başladığı ergenlikte bu öfkenin sık tetiklenmesi bu yüzden şaşırtıcı değil.
Kendinde bu tarz özellikler gören bir ebeveyn bu örüntüleri fark edip endişe ediyorsa, bu da iyi bir şeydir. Çünkü bir iç görü vardır. Çocuğu için endişelenen, aslında ona destek olmak isteyen bir ebeveyn çoğu zaman değişimin en zor kısmında değildir. Bu ebeveyn dirençli değildir, yardımcı olmak ister. Psikolojik zihinliliği, yani kendi iç dünyasına bakabilme isteği vardır. Bireysel destek alabilir ve önerilere karşı iş birlikçi olabilir. Bu özellikleri taşıması, ebeveynin en uçta olduğu anlamına da gelmez.
Ayrıca çocuğun ruh sağlığı tek bir değişkenle şekillenmez. Diğer aile üyeleri, çocuğun mizacı, sosyal çevrenin etkisi gibi birçok başka faktör vardır. Narsisistik özellikler taşıyan bir ebeveynin her bağlamda çocuğuna kötü geldiğini de söyleyemeyiz. Kendi şemaları tetiklenmediğinde, çocuğunun birçok alanda olumlu şemalar geliştirmesine de destek olur.
Bu ebeveyn kendinde bir şeyler fark ettiğinde çocuğuyla açıkça da konuşabilir. Bazen kendisinin de tetiklenip yanlış tepkiler verebildiğini, ebeveynlerin de mükemmel olmadığını vurgulayabilir. Kendisinin de bir zamanlar çocuk olduğunu, zorlandığını, bazı şeyleri iyi yapamadığını anlatan örnekler paylaşabilir. Bu paylaşımların kısa olması iyi olur. Amaç gencin ebeveynini teselli etmesi değil, ebeveyninin de bir insan olduğunu görmesidir. Bu konuda kendini değiştirmeye çalışacağını anlatabilir. Gence asıl güven veren ise sözlerden çok, davranışta görülen küçük ve tutarlı değişikliklerdir.
Kendine şunu da sorabilir: Ben bu tepkileri kime veriyorum? Kendi çocukluğumdaki ihtiyaçlarıma mı? Çünkü çocuğum benim çocukluğum değil. O, kendi yolunu bulmak üzere yola çıkmış, benden ayrı bir birey.
Gencin yanında durmak için neler yapılabilir?
Her şeyi tek başınıza değiştirmeniz gerekmiyor. Gencin yalnız olmadığını hissetmesi bile ona iyi gelir.
Bir çatışmanın ardından kimin haklı olduğunu tartışmak yerine gencin duygusunu görmeye çalışın. “Bu sana çok ağır geldi” gibi bir cümle, gencin kendini anlaşılmış hissetmesini sağlar. Zorlanmayı gencin kişiliğine bağlamamaya da dikkat edin. Çoğu zaman zor olan çocuk değil, içinde bulunduğu dönem ve ilişkidir.
Gençle baş başa kalabildiğiniz, kısa ama düzenli anlar yaratmak da önemlidir. Bir yürüyüş ya da okul yolunda bir sohbet, ona güvenli bir alan olduğunu hissettirir.
Son olarak kendinizi de ihmal etmeyin. Arada kalan ebeveyn çoğu zaman en az genç kadar yorgundur. Ebeveyn danışmanlığı, hem kendi sınırlarınızı bulmanıza hem de gencin yanında daha güçlü durmanıza yardımcı olabilir.
Döngü kırılabilir
Bu yazıda zor bir tablo anlattım. Narsisistik özellikler taşıyan bir ebeveyn de çoğu zaman çocuğunu gerçekten sever. Sevgisini gösterme biçimi, kendi geçmişinden taşıdığı yaralarla ve korkularla şekillenmiştir. Gencin büyüyüp ayrışmasını bir kayıp ya da tehdit gibi yaşaması da çoğu zaman bu korkulardan beslenir.
Bu döngüler kuşaktan kuşağa aktarılabilir, ama kırılabilirler de. Kendini görülmüş ve anlaşılmış hisseden bir genç, yaşadıklarını “sorun bende” diye değil, “bu ilişkide zorlanıyorum” diye okumayı öğrenebilir. Ebeveynin gencin davranışlarına başka bir gözle bakabildiği, diğer ebeveynin gencin yanında durabildiği her an, bu döngüde açılan küçük bir çatlaktır.
Gencin yaşadığı bu zorluklar bir turnusol kâğıdı işlevi de görür, ailedeki örüntüleri görünür kılar. Bu, ebeveynin kendisi için de bir fırsattır. Çocuğuyla yaşadığı zorlanmadan yola çıkmak, kendi kişisel dönüşümünün başlangıcı olabilir. Ebeveyn kendi psikoterapi sürecini başlatabilir.
Nasıl başlanır?
Ergenlerle çalışırken ilk görüşmeye genellikle gençle başlarım. Aile görüşmelerini ise onun sınırlarına saygı göstererek, birlikte planlarız. Gencin terapiye gelmeye henüz hazır olmadığı durumlarda süreç sizinle, ebeveyn görüşmeleriyle de başlayabilir. Görüşmeler Ankara’da yüz yüze yapılır.
İlk görüşmenin nasıl geçtiğini İlk Görüşme Nasıl Geçer? Sık Sorulan Sorular sayfasında, ergenlerle şema terapi çalışmasını Çocuk ve Ergenlerde Şema Terapi sayfasında okuyabilirsiniz.
Yazar: Duygu Pamir Akın, Klinik Psikolog. Ankara’da çocuk, ergen ve genç yetişkinlerle çalışıyor. ISST sertifikalı ileri düzey çocuk ve ergen şema terapisti.
Bu yazıdaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır; tanı ve tedavinin yerini tutmaz.
Yazıdaki örnek cümleler klinik deneyimimden yola çıkılarak oluşturulmuştur.
Kaynaklar
- Allen, J. P., Chango, J., Szwedo, D., Schad, M. ve Marston, E. (2012). Predictors of susceptibility to peer influence regarding substance use in adolescence. Child Development, 83(1), 337–350. Bağlantı
- Behary, W. T. (2021). Disarming the Narcissist: Surviving and Thriving with the Self-Absorbed (3. baskı). New Harbinger.
- Kohut, H. (1972). Thoughts on narcissism and narcissistic rage. The Psychoanalytic Study of the Child, 27, 360–400.
- Laursen, B., Coy, K. C. ve Collins, W. A. (1998). Reconsidering changes in parent-child conflict across adolescence: A meta-analysis. Child Development, 69(3), 817–832. Bağlantı
- Orovou, E., Jotautis, V., Vousoura, E., Koutelekos, I., Rigas, N. ve Sarantaki, A. (2025). Impact of parental narcissistic personality disorder on parent-child relationship quality and child well-being: A systematic review. Cureus, 17(12), e100229. Bağlantı
- Young, J. E., Klosko, J. S. ve Weishaar, M. E. (2003). Schema Therapy: A Practitioner’s Guide. Guilford Press.