Ergenlerde Sınav Kaygısı ve Sınava Hazırlık Sürecinde Zorlanma

Sınav kaygısı, sınav öncesinde veya sınav esnasında kişinin yoğun bir biçimde kaygı duymasına bağlı olarak ortaya çıkan ve öğrenmiş olduğu bilgiyi sınav sırasında etkili bir biçimde kullanamamasına yol açan bir zorluk olarak tanımlanabilir.

Sınav öncesinde kaygı düzeyinin belirli bir düzeyde artması, öğrencilerin hem sınav öncesinde çalışma motivasyonunu sürdürebilmesi hem de sınav anında etkili bir performans gösterebilmesi açısından aslında gereklidir. Ancak ülkemizdeki gibi rekabetçi eğitim stratejilerinin olduğu toplumlarda öğrencilerin üzerindeki baskı ve beklentinin giderek artması, öğrencilerin sınavı ve sınava hazırlık sürecini etkili bir biçimde yönetebilmesini zorlaştırabilmektedir.

Sınav Kaygısı Nedir?

Sınav kaygısı, sınavın kendisinden değil, öğrencinin bu sınava yüklediği anlamla ilişkilidir. Bu anlam, sınavdan çok önce birçok değişkenin etkisiyle oluşmuş olabilir. Rekabetçi eğitim sistemi, çevrenin yüksek beklenti düzeyi, uygun olmayan ebeveynlik becerileri, öğrencinin kişilik özellikleri, akranlarının süreci yönetme becerileri gibi birçok etken sınavın gereğinden fazla anlam kazanmasına yol açabilir. Öğrenci sınava "diğerlerinin gözünde değer kaybı/yükselmesi", "sevilme/sevilmeme", "yeterli olma/yetersizlik" gibi anlamlar yüklemeye başladığı zaman sınav, öğrenilmiş bilgilerin değerlendirildiği bir araç olmaktan çıkıp benlik değerinin değerlendirildiği bir araca dönüşür. Bu durumda öğrenci sınavdaki olası bir başarısızlığı da tehlike olarak algılamaya başlayabilir.

LGS, YKS ve Yeni Müfredat: Belirsizlik Kaygıyı Nasıl Etkiler?

LGS ve YKS, gençler için yalnızca bir sınav değil; gidecekleri okulu, çevrelerini, hatta mesleklerini belirleyecek bir eşik gibi algılanır. Bu algı, sınava yüklenen anlamı daha da büyütür.

Son yıllarda buna yeni bir kaygı kaynağı eklendi. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli kapsamındaki yeni müfredat, 2024-2025 eğitim öğretim yılından itibaren kademeli olarak uygulanmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığı, bu müfredatla öğrenim gören öğrencilerin ilk kez 2028 yılında LGS ve YKS'ye gireceğini ve bu sınavlarda beceri ve bağlam temelli yeni soru modellerinin yer alacağını açıklamıştır.

Bu durum özellikle yeni modelle sınava girecek ilk öğrencilerde ve ailelerinde belirsizlik duygusunu artırabilir. "Sorular nasıl olacak?", "Hangi kaynaklarla çalışmalıyım?", "Önceki yılların denemeleri bize uyar mı?" gibi endişeler, aslında sistemsel bir değişiklik olduğunda ortaya çıkan doğal tepkilerdir. Bu noktada birçok gencin aynı endişeleri taşıdığını bilmek, durumu normalleştirebilmek açısından önemlidir. Yapılabilecek bir diğer şey ise bu konuda yetkin kurumların (Milli Eğitim Bakanlığı, ÖSYM gibi) ya da kişilerin açıklamalarını esas alarak belirsizliği biraz daha belirli kılmaya çalışmaktır.

Sınav Kaygısının Belirtileri Nelerdir?

Bedensel belirtiler: Sınav anında ya da öncesinde nefes alıp vermede güçlük, kalp çarpıntısı (taşikardi), el ve ayaklarda titreme, ağız kuruluğu, karın ağrısı, mide bulantısı gibi tepkiler olabilir.

Duygusal belirtiler: Sınav anında veya öncesinde yoğun panik hali, huzursuzluk, özgüven duygusunda azalma, öfkeli ya da depresif hissetme olabilir.

Bilişsel belirtiler: Odaklanma ve kavramada zorlanma, düşünceleri organize etme ve öğrenilen bilgileri hatırlamada zorlanma, problem çözme becerilerinde zorlanma gibi sınav anındaki performansı da olumsuz yönde etkileyecek genel bilişsel becerilerde zorlanma olabilir.

Davranışsal belirtiler: Sınava girmekten kaçınma, sınav sonrasında yaptığı yanlışlara bakmaktan kaçınma, sınav öncesinde ya da sonrasında arkadaşlarıyla bir araya gelmekten kaçınma gibi zorluk yaşayacağını düşündüğü ortamlardan uzak durma davranışları olabilir.

Sınav Kaygısının Sınav Öncesi Çalışma Sürecini Bozucu Etkileri Nelerdir?

Sınav kaygısı nedeniyle başvuran kişiler genellikle sınav anındaki performans düşüklüğü şikâyetiyle başvursa da zorluk yaşadıkları diğer alan sınava hazırlandıkları çalışma dönemidir. Sınava hazırlık süreci; öğrencinin kişilik özellikleri, aile yapısı, günlük yaşam rutini, sosyal ilişkileri, keyif ve dinlenme ihtiyacı, akademik geçmişi, çalışma alışkanlıkları, dikkat ve öğrenme becerileri gibi alanlar gözetilmeden, gerçekçi bir strateji ile planlanmazsa bir süre sonra öğrencinin çalışma programını sürdürmekte zorlanabildiği görülmektedir. Öğrencinin zorluk yaşadığı bu evrede aile ya da eğitim açısından destekleyenler de süreci eleştirel ve rekabetçi bir üslupla yönetmeye başlarsa kaygı düzeyi iyice artabilir, öğrenci kendini başarısız, yetersiz, değersiz hissedebilir.

Sınav öncesi çalışma döneminde ortaya çıkan zorlayıcı duyguların hangi başa çıkma yöntemleriyle yönetildiği de süreci anlamamızda oldukça önemli bir rol oynar.

Kaçınma

Bazı öğrenciler zorlayıcı duygularıyla tetikleyici ortamlardan ve durumlardan uzak durarak başa çıkabilir. Bu öğrencilerin denemelere girmek, çözdüğü sorulardaki hatalarına bakmak ve doğru cevabı öğrenmek, bir süre çalışmadan geçirilen zamanın ardından tekrar çalışma ortamına dönmek, öğretmenlere soru sormak ya da etüt saati ayarlamak gibi durumlardan mümkün olduğunca kaçındığı görülmektedir.

Dikkati dağıtma

Bazen öğrencilerin kaygı duyduğu bu süreçle başa çıkma yönteminin, dikkatini tümüyle duygularından uzaklaştıracak etkinliklerle uğraşmak olduğu görülmektedir. Çok sık dizi izleme, bilgisayar oyunları oynama, sosyal medyada vakit geçirme ya da keyif alınan aktiviteler planlama bu duruma örnek olabilir. Bu aktivitelerin temel amacı, dikkati başarısızlık düşüncesinin ve sınava hazırlıkta geç kalındığı ya da geride kalındığı düşüncelerinin yarattığı endişeden uzaklaştırabilmektir. İşlevsel olmayan bu yöntem, bazen ailenin de kaygısını artırabilir. Bu durumda ailelerin kendi kaygılarını çocuklarına yansıtmaları ya da çocuklarını korkutarak, karşılaştırarak, cezalandırarak "motive etmeye" çalışmaları süreci daha da karmaşıklaştırabilmektedir.

Teslim olma

Bazı öğrencilerin bu duygularla başa çıkma yolunun "başarısızlık" fikrine teslim olmak olduğu görülmektedir. Bu öğrencilerin genel davranış örüntülerinde "sınava çalışmak için geç kaldım" mantığı görülmektedir.

Kendine aşırı yüklenme

Bazı öğrenciler ise "başarısızlık" durumuna temas etmemek için kendilerine karşı çok sert davrandıkları katı bir çalışma programıyla süreci yönetmeye çalışabilmektedir. Uyku saatlerinin azaltıldığı, keyif ve dinlenme ihtiyacının yok sayıldığı, her gün çalışma programına uyma zorunluluğu olan bu strateji bazen çevre tarafından da desteklendiğinde, öğrencinin "beklentiyi karşılayamama" endişesinin giderek arttığı görülebilmektedir.

Aslında tüm bu başa çıkma stratejileri altta yatan kaygıyı anlık olarak rahatlatsa da uzun vadede işlevsel değildir ve yaşanan kaygıyı kronikleştirir.

Sınav Kaygısında Terapi Nasıl İlerler?

Terapi sürecinde öncelikle ergenin yukarıda bahsedilen etkenler bağlamında kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu değerlendirme süreci planlanırken aile ve ergeni tanıyan öğretmenlerin de sürece dahil edilmesi, durumu doğru anlayabilmek açısından önemlidir.

Bu değerlendirme ile ergenin akademik düzeyi, öğrenme becerileri ve öğrenmeyi etkileyebilecek durumlar (Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Özgül Öğrenme Bozukluğu gibi tanılar) açısından taranması ve kaygıyı artırıcı risk faktörlerinin (okulun eğitim stratejilerinin uygun olup olmaması, öğretmenlerin ya da ailenin tutumu, sosyal ortam) anlaşılması sağlanır.

Değerlendirme sürecinde ayrıştırılması gereken önemli bir nokta da yaşanan kaygının niteliğidir. Bazen genç gerçekten sınav kaygısı yaşamaktadır. Bazen ise eksiklerini ya da yeterince çalışmadığını fark eden gencin kaygısı gerçekçi bir yerden kaynaklanmaktadır. Bu iki durum birbirine benzese de farklı yaklaşımlar gerektirir. Terapi süreci, bu ayrımı gençle birlikte yapabilmeye yardımcı olur.

Edinilen bilgiler doğrultusunda sınav kaygısına yol açan tetikleyici durumlar, bu tetikleyicilerin ergenin iç dünyasında hangi zorlayıcı duygulara yol açtığı, ergenin bunlarla başa çıkma şeklinin ne olduğu ve bu başa çıkma şeklinin sonuçları ergenle birlikte kavramsallaştırılır.

Bu süreçte gencin zorlandığı ya da kaçındığı noktaları kendisinin keşfetmesi önemlidir. Anne babalarından duyduklarında kolayca karşı çıkabildikleri şeyleri seansta kendileri fark ettiklerinde, gençlerin sürece çok daha iş birlikçi yaklaştığı görülmektedir.

Bu kavramsallaştırmanın ardından ergenin sınava ilişkin olumsuz düşüncelerini tanıyabilmesi ve bunları daha gerçekçi düşüncelerle değiştirebilmesi hedeflenir. Örneğin:

Benzer şekilde başarıların da küçümsenmemesi gerekir. Örneğin "Bu sınavda iyi yapsam ne fark eder, hâlâ gerideyim" yerine "Gerçekten çalışmalarım sonuç veriyor."

"Bu sınava çok iyi konsantre olmalıyım, kaygılanmamalıyım, uykum ve beslenmem buna göre tam olmalı" gibi düşünceler de sınav öncesinde kaygıyı artırabilir. Bunun yerine "Sınav günü de daha önce geçirdiğim günler gibi bir gün, fazladan bir şey yapmama gerek yok. Kaygılanabilirim, bu normal" gibi düşüncelerle süreci değerlendirmek, sınavın tehdit olarak algılanmamasına yardımcı olacaktır.

Düşünce ve inanç sisteminde ortaya çıkan bu değişimler, başa çıkma yöntemlerinde de değişikliklere yol açacaktır. Örneğin "Sınava hazırlanmak için çok geç kaldım, artık ne yapsam sonuç değişmez" gibi felaketleştirici bir düşünce; "Kendim için uygun bir plan oluşturduğumda yine de denemiş olurum. Hızlı kavrayabildiğim kısımlar da var, zorlandığım kısımlar da, bu çok normal. Şu an stresten denemelere girmiyorum, bu da beni daha fazla yetersiz hissettiriyor" gibi gerçekçi bir düşünceyle değiştiğinde, bu düşüncenin etkisiyle yapılan bilgisayar oyununa yönelme, ders çalışmaktan kaçınma, sürekli uyuma gibi davranışların da zamanla değişmesi beklenir.

Sınav kaygısının yol açabileceği bedensel tepkiler; nefes egzersizleri, gevşeme egzersizleri ve bilişsel başa çıkma stratejileriyle belirgin olarak azalabilmektedir.

Çalışma Programı Nasıl Oluşturulmalıdır?

Çalışma programı her öğrencinin kendi ihtiyacına göre oluşturulmalıdır.

Çalışma programındaki en önemli yanlışlardan biri, kaygının etkisiyle işlevsel olmayan bir çalışma yöntemi seçmek olabilir. Örneğin mükemmeliyetçi bir bakış açısıyla bir konuyu bir türlü bitirememek, hataları görme endişesiyle soru çözmekten kaçınıp sürekli konu çalışmak ya da diğer öğrencilerin ne yaptığıyla sürekli ilgilenip onların programını benimsemek gibi. Bunun yerine öğrencinin kendi ihtiyaçlarını gözeterek, güçlü olduğu ve zorlandığı kısımları tespit ederek bir plan oluşturması gerekmektedir.

Öğrencilerin çalışma planı oluştururken unutmaması gereken durumlardan biri, her gün aynı performansı göstermenin aslında sanıldığından daha güç olduğudur. Programında aksaklık yaşayan öğrencilerin kendini hızlıca suçladığı, eleştirdiği görülmektedir. Çalışma programı oluşturulurken her şeyden önce insan olduğumuz gerçeği göz ardı edilmemelidir.

Öğrencinin yalnızca eksiklerini değil, güçlü olduğu yönlerini de tespit etmesi gerekmektedir.

Çalışma motivasyonu kendine kızarak, kendini korkutarak ya da tehdit ederek değil, öğrenme süreciyle bağ kurularak da sağlanabilir. Kendini motive edecek ortamlarda çalışmak ve motive olmayı sağlayabilecek sosyal etkileşim kaynaklarını keşfetmek de çalışma sürecinde motivasyonu artırabilir.

Sınav Sürecinde Aileler Nasıl Davranmalıdır?

Sınav yalnızca genci değil, ailesini de yakından ilgilendiren bir durum olduğu için ailelerin de bu süreçte nasıl davranmaları gerektiği konusunda desteğe ihtiyacı olabilmektedir. Yukarıda gençler için önerilen yöntemler aslında aileler için de geçerlidir.

Anne babalar, bu süreçte sizin de çok eleştiri aldığınızı biliyorum. Birçok anne baba aslında elinden geleni yapmaktadır. Çoğu zaman olup biteni dışarıdan görür, ancak bunu kaygıyla değiştirmeye çalıştıkça çaresiz hisseder ve bu çaresizlik öfkeye dönüşebilir. Bağıran, eleştiren ebeveynin ardında da çoğu zaman bu çaresizlik vardır. Aşağıdaki öneriler sizi suçlamak için değil, bu döngüden birlikte çıkabilmek içindir.

Ailelerin de kendi içlerinde tetiklendikleri durumları (öğrencinin sınav sonucu, öğretmenlerin geri bildirimleri, öğrencinin ders çalışmaması ya da çok ders çalışması, hedef belirleyememesi, diğer aile üyelerinin yorumları vb.), bunların kendilerinde yarattığı duyguları (keyif, mutluluk, çaresizlik, çocuğu için endişe, yetersizlik ya da değersizlik hissi vb.) ve düşünceleri (sınava hangi anlamı yükledikleri, başarı, çalışma ve disiplin konusunda nasıl düşündükleri, hatayı nasıl değerlendirdikleri vb.) ve bunlarla nasıl başa çıktıklarını (çocuğun yanında destekleyici ve işlevsel bir şekilde olabilmek ya da kendi duygularını çocuğa yansıtmak gibi) fark edebilmesi gerekmektedir.

Ebeveynler zorlandıkları duyguları çocuklarına farklı şekillerde yansıtabilmektedir. Bazen ebeveynlerin çocuğu korkutarak, kıyaslayarak, cezalandırarak motive etmeye çalıştıkları görülmektedir. Bunun yerine ebeveynin altta yatan kendi duygusunu yakalayabilmesi ve önce kendi duygusunu çocuğa yansıtmadan sakinleşebilmesi gerekmektedir. Örneğin ebeveynin iç sesinin "Böyle giderse bu çocuk hiçbir yeri kazanamayacak" yerine "Ben de bu süreçte zorlanıyorum ve bazen çocuğum için endişeye kapılıp çaresiz hissediyorum, ama bu duyguyla çocuğuma yaklaşırsam işler daha da karmaşıklaşabilir" olması; "Şuna bak, sabahtan beri sadece yatıyor, hiçbir şey umurunda değil" yerine "Çocuğumun bu tavrı beni çok öfkelendiriyor, ama yatmasının ya da ders çalışmamasının başka nedenleri olabilir mi?" olması gibi. Sürece akılcı ve sağduyulu bir yerden bakabilmek, ebeveyn ile çocuk arasındaki iş birliğini de artıracaktır.

Ailelerin çocuklarını rahatlatmak adına "Sen yaparsın, biz sana güveniyoruz, sen çok akıllısın" gibi konuşmalarının da sınav kaygısını artırdığı görülmektedir. Bu söylemler yerine öncelikle çabanın övülmesi gerekmektedir: "Sen zaten bu sınav için gereken çabayı gösterdin ve çalıştın, önemli olan bu çabayı gösterebilmekti" gibi.

Çocuğunuz bu süreçte hatalarını, zorlanmalarını ya da pişmanlıklarını sizinle paylaştığında "keşke" ya da "ben sana demiştim" ile başlayan cümleler kurmak, çocuğunuzun yalnızca kendine kızmasına ve suçluluk hissinin artmasına yol açacaktır. Bunun yerine duygusuna eşlik edip çözüm odaklı problem çözme becerilerini güçlendirecek önerilerde bulunun. Örneğin "Keşke daha çok çalışsaydım, çok geç kaldım" diyen çocuğunuza "Sınava doğru stresin iyice artıyor, değil mi? Sana nasıl yardımcı olabilirim? Belki özel ders desteği ayarlayabiliriz ya da çalışma programını oluşturmana yardımcı olabilirim" diyebilirsiniz.

Sınav senesinde çocuktan tek beklentinin sınav başarısı olması da aslında çocuk üzerinde baskıya yol açmaktadır. Örneğin sınavdan iki sene önce "Bu sene gezebildiğin kadar gez, seneye sadece ders var" ya da "Senden tek isteğimiz ders çalışman" gibi konuşmalar ya da sınav senesinde tüm ailenin sınava girecek çocuğa göre konumlanması (evde televizyon bile izlenmemesi, kimsenin eğlenmemesi gibi) sözel olmayan bir baskı yaratabilmektedir.

Son Söz

LGS ve YKS, hayatta sınandığımız pek çok durumun en görünür ve toplu olarak yaşanan biçimidir. Hayatın farklı alanlarında da birçok kez sınanırız. Bu nedenle sınav sürecine verilen tepkiler, gencin zorlayıcı süreçleri daha geniş ölçekte nasıl yönettiğine dair de bize bir fikir sunar.

Sınav kaygısıyla çalışırken sınav gününe hazırlığın yanı sıra gencin kendine, hatalarına ve başarıya bakışı da ele alınır. Şema terapi, gencin yaşadığı zorlukları ve ailede oluşan döngüleri birlikte görmemizi sağlar. Böylece genç, aile ve terapist birbirini suçlamak yerine aynı hedef için çalışan bir ekip olabilir. Kaygı gencin günlük yaşamını, çalışma sürecini ya da aile içi ilişkilerini belirgin biçimde etkilemeye başladığında, bir uzmandan destek almak süreci kolaylaştırabilir.